05-11-2009, 07:50 PM
|
#1 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Müsade Özdemir-ŞiirLeri/ Aşk: Ölüm kadar masum değil! ! Öl Benimle İsmihan gönüllere vururdu gülümsemeler
biz çocuklara ad takarken güzeldik
kimi Can'dı, kimi Canan'dı
birde gül yüzlü İsmihan vardı ki
tüm kainat ona hayrandı
o anları düşündüm son güne kadar
ah İsmihan, nerede o eski dostlar, nerede dostluklar
seni böyle yarım ağızla düşmanların da sorar
etrafın sahte yüzlerle dolu, sığınma İsmihan
sığınma, seni bu haller yorar
gözlerine akşam çökünce şahittir kirpiklerin
güneşin hep sabahı beklediği gibi , çizilir sınırlar
hangi yola gitsen, hangi yöne dönsen ateşten duvar
sığın çiğli şafaklara, sığın İsmihan
saçların rüzgar gülü olsa ne yazar
sen uykularda, sen suskularda uçan melek
ölümü hiçleyerek alıştın hasretlere
hüznün hazinelerine sarılarak, kaldın çapraz acıların ateşinde
ağla, utanma kendini ele vermekten
yazılmış alnına bir kere
keder yeliyle savrulan son yaprak sendin, düştün
o ağaç, seni yeniden iliştirebilecek mi dalına
ağla İsmihan ağla
tükenen umutlardan pay kalır mı yarına
düşün İsmihan, gülün sürgününe düşen bülbülü düşün
kim kimden daha güçlü,
kim kimden daha büyük, düşün İsmihan
o ıssız derelerde usul usul akıp giden kimsesiz suyu
düşün, bir gün bulabilecek mi diye okyanusunu
biz, birbirimizi severken, biz, çocuklara ad takarken güzeldik
çoğalttık kederleri kendimizde, çocukları ölümlere gönderdik
ah İsmihan, kapandı oyunun son perdesi
sen artık dolduramazsın senin yerini
dağların çöktü, okyanusların kurudu
sustu içindeki fırtınalar
şimdi son akşam
içime kurduğum sunaktan
canımdan can koparan İsmihan
ölümsüz yaram
severse tükenircesine mi sevmeli insan
öyleyse öl benimle
öl benimle İsmihan [i] Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 07:53 PM
|
#2 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Bulvarlaşmış Mideler Bulvarlaşmış Mideler kime yazıyorsun ki şikâyet dilekçeni
uzun ihanetlerden söz edene mi?
gözü görmez hiçbir zaman
gel zaman
git zaman
ırmaksan göle
gölsen çöle dönersin
kuruyan dilde yok imgeli bir söz
göz içinde göz
içe dönük
üstüne çöreklenmiş dağdır
tam da şimdi çözülecek dersen sırlar
sırt verdiğin sıvası dökülmüş duvarlardır
ne kadar dokunmak istesen o kadar uzaklaşır
çocuk
sana efendilik yaraşır
bunlar tanıdık bildik
bu şikayet burada bitsin
bırak bulvarlaşmış mideleri
gidenler gitsin
umarsızlığın derinliğini gösteren bir çığlıktır sesin
sen neredesin, kimdesin
kime ne
kolundur boynunu besleyen
köprü altlarıdır gözlerini sürmeleyen
gel biz yazalım
uzun uzun asfaltlara döşenen acıları
anlatalım soğuğu, açlığı
hep yokuştur, gittikçe takılan, takıldıkça yıkılan
biraz da sokakların soğuk yüzünü katalım
aş bir yanda, düş bir yanda, iyi ve kötüyü anlatalım
karıştırmayalım ateşle külü
sapkının karıştırdığı gibi sapla samanı
tuzu nemliyi, gözü gamlıyı karıştırmayalım
tetik adımlarla korkuyu ve utancı aşıp geçenler
zorlu yeller bilemez
bilemez yetimliğin kalabalığını
gecenin yırtıp geçen çığlığını bilemez
kararan ufkun ağzında her gün bir yıldız kaydığında
yıkılan merhametin çıplaklığını
değil samanın kağıdına
sokaklara
gel biz dilekçemizi koparılan çiçeklerin anısına yazalım
bilgece susmayalım
düşünce üstüne bıçak, et tırnaktan ayrılacak
yine kar yağacak, yine tipi olacak bir yerlerde
incecik kollar, küçücük eller
yine donacak
unutunca, unutulunca sokaklar
umut: yine askıda kalacak
el ayak çekildiğinde denizlerin kuruyan kumsalında
yanıp sönen, sönüp yanan deniz fenerlerini
yüreği körpelerini
soğuk bedende, soluk gülüşleri yazalım
yazalım toprak altında kemikleri sızlayan anneleri
sessiz iniltileri yazalım
bilgece susmayalım
yazalım Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 07:56 PM
|
#3 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Geçeceğim Kapılarınızdan Bir İlkbahar Geçeceğim Kapılarınızdan Bir İlkbahar tükürerek bu düzene konuşulur elbet
konuşmaktan değildir korku
birileri hala aç gidiyorsa işe
coplanıyorsa hak arayıcıları cadde ortalarında
koparılıyorsa üşüyen ellerinde garibin üç kuruşluk tezgâhı
düşer yüzlerinde son gülümsemeleri annelerin
ve yolu kaybolur akşamdan kalma sevinçlerin
gönlün kırık, yüzün soğuk
dilin tutuk
ve hak aramaya hakkın yok
korkulur elbet
bırak ruhunu salınıp dursun hüzünlerin çarmıhında
hani nerede özlemlerini duyduğun, diz çöküp yaslarını tuttuğun
nerede memleketin, nerede memleketlim dediğin
yazgım dediğin dörtnala gelip dikilmişse yanı başına
ve bir balık gibi sıçramışsan korkunun akışına
kurtarabilir misin kendini gittikçe ağırlaşan yükünden
alabilir misin bayatlamış sevinçlerin tadını
var mı sabrın anlamı
kötülükle yunmuşlarsa bedenlerini
bir doruk orda diye, benciller koşuyorsa çıkarları peşinde
nerde acımak, nerde merhamet, insanlık nerde
tükenmemek mümkün mü, sesinin bittiği yerde
toprağım dediğin, o dinli bu dinsiz, o edepli bu edepsiz
o zengin bu fakir, o yerli bu yersiz
kimden süt emdi insanoğlu anneden gayrı
kim kurdu bu düzeni, kim astı insanları özgelik askısına
kırarak ayağını, kullanarak dini, dilenirken caddelerde birileri
dönecek mi askeri diye
kim bilir kaç anne unuttu yemeği-ekmeği-suyu, gecelerce uykuyu
kaç ihtiyar parkta dökülen gazeller altında pardösüsüz
ve kaçımız kömür ocaklarında göçük altında kaldık
bağışlayacak olan var mı bu çirkinliğimizi
kaç pula satılıyor insanlık
çullarla mı kapanır, nasıl saklanır kaybolana dek
bu dem soysuzların, arsızların bu dem kurnazların demidir
düşün insan hakları denen sefillik
ha toprak altında, ha toprak üstündesin
düşün bir kere düşün, rezillik içindesin
yoruldum doğruları doğurmaktan
ant olsun ki, ekmeğimi tuzsuz yerim, yemeğimi yağsız
yüzüm asılmadan, nefsim kalmadan çeker giderim
dokunsam üşür ellerim
inanmam dağların çiçeklerin ağaçların
ve insan haklarının var olduğuna
güzellikler kar altında
birileri uyur, uyutur birileri
hayatsa zan altında
arksız yataklara vurmuşlar deli suları
asmışlar sellerin, uçurumların kıyılarına evleri
korkmadan
ant olsun ki ağlamadan
şu yorgun, şu ışıksız, şu yoksul dünyadan
burnumun direği sızlamadan çeker giderim
yoksul yüreklerden doğar mı sevgi
öylesi-böylesi, kulu-kölesi, hepsi size kalsın
şu yaralarımı deşen merhametsiz gün beklermiş, neyime
var mı karanlığın ardını gören
kundağım tahta-mekanım toprak
ve ruhum çırılçıplak
geçeceğim kapılarınızdan bir ilkbahar
hayattan geçtiğim kadar Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 08:00 PM
|
#4 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Aşk: Ölüm kadar masum değil! ! Aşk: Ölüm kadar masum değil! ! eskir bir sevdanın gözyaşları masalda
dökülmüş Anka kuşunun kanatlarına
bir kıvılcım
bir uzun ateş
ayağında çöl tuzu
yan
yan bitmiyor
ektiği tarlada, hasretin tohumlarıyla
bir kız hasadını topluyor
denizci sevgilisine, yıllar önce ölen
mezarının üstünde otlar
soluk ay ışığında ayrılık türküleri söylüyor
kulak kesildi gecenin dorukları
bir bıçak düştü
çığlık sessizliğine, yüreği al’a kesti
bir fesleğen öldü, sardunya sararıp düştü
hiç kimse duymadı yakarışını
kırıldı kanatları, bir serçe köze düştü
yüreği delip geçti, kınından çıkan hasret
talanlara kurulan saat, ateşten bir taçla
kondu kuşlar gibi zamanın akışına
durup durup çatladı kabuk
kanadı yara
hüzün perdelerini çekti gözlerin penceresi
ektiği tarlada, hasretin tohumlarıyla
bir kız hasadını topladı
sırtında sürgün geçmişi, köz tutar gibi tuttu
geldi yangınların rahminden, denize ateş düşüren
suyun alazıyla ovdu ellerini
ne ay ışığı vardı gecede, ne kendine acıma
adanış hazırdı yalnızca
çözdü yüreğinin palamarını
döktü küllerini
...
gözlerini kapattılar, yüzünü örttüler ak köpüklerle
hiç kimse duymadı küllerin iniltisini
biraz düş, biraz gerçek, hayat yalan söyledi Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 08:02 PM
|
#5 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Sessiz Kurşunlar Sessiz Kurşunlar neye benziyordu yüzleri
kaç darbede kesildi son nefesleri
bir çok iyi insan düşündüm
dününde, bugününde bembeyazdı izleri
hani yemene gidip de dönmeyenler vardı ya
ninemin titreyen ellerinde, kekeleyen dilindeydi yara
kil kokulu ak saçlarını tararken öğrendim
ölüm bir başka yakışmış onlara
ah şu zaman cellatları, her günde bir cinayet
bir nihayet oldu kapılarda
caddelerde arabalar yol verirken şehidine
kulaklarımı tıkıyorum siren seslerine
ahrazdan daha dilsiz, sağırdan daha sağır
anaların ak saçlarında kederi sayıyorum…
yaşam denen bu anaforda dostluğu arıyorum, yüreğim kar altında
kardeşliği arıyorum, martılar çığlık çığlığa
kuruyan kumsalındadır insanlık, uzak diyorlar o kıyıya
bir kuş uçamayan yavrusunu almıştı gagasına
bir karınca ekmek sürüklüyordu yuvasına
dereler ırmakları basarken bağrına
insanoğluna bakıyorum insanoğluna, etoburluğunda
hayat boyunca deviniyor kalabalıklar
nicedir bir tek amaca dönüştü düşleri
büyüdü istekleri
kapkara... para dolaşıyor şişen damarlarında
lanet ediyorum insanlığımıza, insanlıktan çıktığımıza
suçlunun kutladığı suçsuzluk törenleri gibi
söylenen yalan kadar, yapılan yanlışta acı verir insana
taştan insan diyorum bunlara, hepten
insandan taş
bir başka can koparırken siperden
daha çok sessizleşiyorum, daha çok
doğaya bakıyorum, asırlık çınarlara
sıra sıra servilere, dağların türküsünde haykırıyorum
ah bir heybetlenseler
doyumsuz, doyumsuzluğunda kusursuz
şu zavallılara bir tükürebilseler Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 08:48 PM
|
#6 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Son Mevsim Son Mevsim son yaz’ımın son adımlarıydın
hüznü ellerime
ayrılığı gözlerime yazdın
şu vakitsiz gidişin yok mu
çatırdadı saatler
yazıldı tarihsiz takvimler
adımlarımın yitik yollarında
yüreğime sessiz kapılar açıldı
gizine giz kattı mahzenler
vurdu yokluğunun damgasını
şimdi...
telaşlı sonbahar yapraklarıyım
tenim yüz sürdü hazanlara
bedenim, dağların gölgesi kadar ağır
yaralarım kadar serin
dudaklarım çiy taneleri
ne o sevdanın rengi,
ne de hayalimdeki sıcaklığın var
dokunsam,
düşüyor öpmelerim,birer birer
şu vakitsiz gidişin vardı ya
sana ait ne varsa aldı
yüreğimde soğuk sessizliğin
avuçlarımda sevda kırıntıları kaldı
hani o gidişinde
karanlığın gözleriyle
onları da sonbaharın rüzgarı çaldı Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 08:52 PM
|
#7 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Alışamadım Yokluğuna Alışamadım Yokluğuna gecelerimde yokluğuna alışmak
ve hayalinle yaşamak adına
yaşadım seni yağan yağmurların cama vuruşlarında
hasretini katık yaptım duygularıma
derelerin o ıssız yüreğine akan seller gibi…
sormadan binlerce öpücük aldım
kuruyan dudaklarıma
binlerce umut
kör bir sevinçle
yaslandım omuzlarına
ve binlerce
yüz binlerce gözyaşı avuçlarına
ne olur kızma! …
söyle şimdi, sen hangi düşlerde
hangi gecelerde şafaksız kaldın;
hangi rüyalarda güldün,
hangisinde ağladın
oysa yüreğine sinen uçurumlu düşünce
sildi bin yıllık sevdanın izlerini..
tarihsiz takvimlere yazıldı kavuşmalar,
yaralı yalnızlığıma kapattın gözlerini...
şimdi karanlıklar arasında en karanlığım,
sokulsam da bağrımın derinliklerine
yok ışık adına bir zerre
her şey avare gençliğim gibi
her şey yoklukta
yüreğim koskoca bir sürgün
sana tutkun
senden uzakta…
daralan çemberinde bir sevda
aşkın kuytularında yaslı bir ömür
kış fırtınalarının izleri gibi
en büyük duygularım orada çürür…
bir ömrü yükledin bir ayrılık gecesine
kulaklarımda ki buz gibi sesin
dilime kilit vurdu
kollarıma zincir
sensizliğin mahzenindeyim,
sen nerdesin?
bil!
boğulan şafakların alacasında,
yüreğim terkedilmiş kışlalar gibi ıssız
ve hep bir çocuk bekliyor orada
gözlerinde damla damla yetimliği
zamansız
sen!
ne yer bildin, ne zaman
gittin, zamansız kanadı ağlamam
şimdi düşlerini yılgın gecelerde toplayan
bir yürek taşıyorum
hep yeniden sorulacak bir soru gibi
yanıtsız kalıyorum
yaşamaksa bunun adı
yaşıyorum! Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 08:55 PM
|
#8 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Müsadesiyle Geldi Rüzgar Müsadesiyle Geldi Rüzgar çayımda meltem esintileri
bir yanım Kordon
yeniden doğuyor güneş
açılıyor kapılar
yeniden çiziliyor dünyam
çepeçevre yâr
baharım oluyor gelişin
ruhumu okşayan rüzgâr
bir rüzgâr ki
sineme dolu dizgin
böyle doğdu varlığının ebedi gelişi
böyle dağıldı gökyüzünün mavisine bir sevda
sen suyum, sen toprağım,
sen soluduğum hava
umutlar seninle canlandı,
seninle kalktı şaha
haydi durma es, es bir daha
rüzgarımsın bedenime sarılan
kanım gibi
damarlarıma akan uykularıma dağılan
içimde doğan sevgili
seviyorum senin sıcacık dokunuşunu
gitme, gitme bir nefes öteye
her soluduğumda yüreğimin pasını çözen,
duygularımı özgürlüğüne salıveren
sen,
rüzgârım vurdun damganı güle
bir yudum su, dudaklarından gönlüme
can geldi sümbüle,
can geldi, Kerbelâ'dan açan güle
ne olduysa, işte o gün oldu
saçlarımın tellerinde bin huzur
gözlerimde gözlerin
mutluluğa giden yoldu |
| | |
05-11-2009, 09:02 PM
|
#9 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Seni Yaşamak Var ya Dostum Seni Yaşamak Var ya Dostum seni yaşamak
yalnızlığı çarmığa gererek…
yanılsamalardan arınmaktır
çıkarak bir savaşın cehenneminden
dağıtmaktır ölüm korkusunu çocuk gözlerimde
en uzununda, en derininde
saymak yeniden yaşamayı
yelken açtıkça gönlünün engininde
akmak sana bile bile
ana kucağı kadar sıcak nefesinin ikliminde
dört mevsimi yaşamak
sayısız fidanın filizlenmesi gibi
çoğalması yaprakların
gürleşmesi yeşilin
seni yaşamak
yarınlara umut dokuyan zamanda
uzak bahçelerde
fesleğen kokusunda huzuru yakalamak
karamsarlığı dağıtmak ruhun saydamlığında
susmak yeniden, yeniden konuşmak
sıra dışı sevgilerin
söylenmemiş sözlerde
gizlerine göz olmaktır
şükredebilmek güne
dolarak evrene
dokunarak maviliklere
minnetini mutlu günlerin
tanrıya duyurmaktır
seni yaşamak dostum
güneşin tene düşmesidir ağır ağır
erimesidir buzullaşmışlığın
sahipsiz nehirler gibi, denizlere akarak
çoğalmak zamanın döngüsünde
toprağa nem salarak
görmek solmaya yüz tutmuş gülü
öldürmek ölümü
seni yaşamak
ve yaşatmak dostum
o türküyle
‘‘gün gördüm, günler gördüm
seni gördüm, şad oldum’’ Müsade Özdemir |
| | |
05-11-2009, 09:13 PM
|
#10 (permalink)
| | Yeni Üye
Üyelik Tarihi: May 2009 Yaş: 25
Mesajlar: 10
| Bıçak Yarası Bıçak Yarası ah gülsüm
sana değen gözler dökülsün
ay gizemini yitirdi
göğün yüzü karardı
bak elinde bir avuç bulutcuk
derin bir geceden iniyor damlacıklar
yanaklarındaki gamze mi
krater mi
silme gülsüm silme
kızılcık dökme mendiline
göçleri kaldırdı yatağından kimsesizliğe
bu şehrin gözleri kuzguni
kaşlarının arası
acı kışlası
ah gülsüm
bu şehirde öyküler durup durup hep aynı yerden başlar
bu şehirde bulutların içinde göçler yağar
her adım da yangın
her adımda ölenler var
gözlerin gülsüm gözlerin
gözlerin dicle olsa ne yazar
yangına dönmeye görsün umut
okyanuslar yanar
ne desem boş gülsüm-ne desem boş
uçtu gitti adresler
bak etle tırnak arası
bıçak yarası
ne dost buldun yanında ne de kardeş
kalleş kanatların rüzgarında
çaktı kıvılcım
başladı ateş
yalnızlık dermansız bir derttir sırçanın tarihinde
bu şehir umudun sefaleti
bu şehir külün bekareti
ağlama
sen ağladıkça kanıyor göğsüm
sus
gülsüm sus Müsade Özdemir |
| | | | Konu Seçenekleri | | | | Modları Göster | Normal Mod |
Yetkileriniz
| Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir. Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir. Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir. Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir. HTML-KodlarıKapalı | | | Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:52 PM . | |