Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-24-2007, 10:10 AM   #451 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
Kıymetli Kardeşlerim.

Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Allah u Zü’l-Celâl Hazretleri şöyle buyuruyor:

Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra ancak bize döndürüleceksiniz. (Ankebût: 29/57) Nerede olursanız olun, (hatta) yüksek kalelerde bile olsanız, ölüm size yetişir. (Nisâ: 4/7

Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin! (Ahzâb: 33/41)

Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur. (Ra’d: 13/2

Bedenimizin hastalıkları olduğu gibi kalbimizin de hastalıkları vardır. Kalbî hastalıklar, Allah’ı çokça zikir ve ölümü dâima tefekkür etmek suretiyle şifa bulur. Tarîkat-ı Aliyye’de ölüm tefekkürü, sâlikin âlî makâmlara yükselmesine vesile olur. Ölüm tefekkürü; bizleri, daha bu dünyada iken “ölmeden önce ölmenin” sırrına vâkıf kılar. Dünya muhabbeti ile hastalanan kalbin şifası için âriflerin reçetesi, ölüm tefekkürüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadîs-i Şerif’lerinde, “Kalpten dünya muhabbetini sökücü ölümü çokça zikredin.” buyuruyor. Kalp evi, dünya ve onun içindeki kaygılardan temizlenince Pâdişâh-ı Âlem orayı teşrif eder.



Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk

Padişâh konmaz saraya hâne ma’mûr olmadan



Yunus ko yalan da’vâyı gel ortaya ko sivâyı

Temiz et gönül evini dost gelicek kondurmaya



Müridân rabıtadan lezzet alamıyorsa, bu, onların, ölüm tefekkürünü iyi yapamamalarından kaynaklanmaktadır. Tefekkür-i mevtimizi; canımızın bedenimizden yavaş yavaş çekildiğini, teneşir tahtasında gassâlın soğuk ellerinin bedenimize dokunduğunu, kabirde bize sorulacak zorlu suallerin neler olacağını, haşr için kalkınca sûretimizin ne şekilde görüneceğini, amel defteri, sağdan verilen bahtiyar kullardan mı yoksa soldan verilen bedbaht kullardan mı olacağımızı, amellerimizin mizan terazisine konulduğunda hangi tarafın ağır geleceğini düşüne düşüne yaparsak gerçek mânâda bir ölüm tefekkürü yapmış oluruz.

Yevm-i Kıyâmette mizanın sağ tarafında Âlemlerin Efendisi Muhammed Mustafa (s.a.v.) oturacak. Şayet günahlarımız ağır basarsa, ümmeti olduğumuz O Güzel Nebî’ye karşı yüzlerimizin etleri utançtan dökülmez mi?

Kardeşlerim, hacalet nârı cehennem nârından daha şiddetlidir. Utanmak ateşi, nâr-ı cehennemde yanmaktan daha zordur.



Seherde açılan güller hürmetine

Zikrinle dönen diller hürmetine

Rükûa bükülen beller hürmetine

Hacâlet nârına yakma Yâ Rabbi



Kâmil bir ölüm tefekkürü sayesinde, zikrin ve rabıtanın tesiri kalpte daha iyi hissedilir. Hatırımızda “Allah” ve “ölüm” durmuyorsa, bu hâl nefsimizin mertebesinin aşağı oluşundandır. Nefs-i emmâre, levvâme, mülhime kalbe Allah (c.c.)’ın muhabbetini, O (c.c.)’nu düşünmeyi koydurmaz.

Nefs-i mutmainneye erişince letâif-i hamse-i âlem-i emr (kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ) biter, letâif-i hamse-i âlem-i halk (hava, su, toprak, ateş, nefis) biter, nefy ü isbat biter. Bu mânevî sırları elde ettikten sonra da “Allah’ı hatırımdan çıkarayım.” desen bile çıkmaz. Zirâ gönlün içine işlemiştir O (c.c.)’nun sevgisi.

Mevlâ bizlere Zâtının sevgisini lütfetsin de huzur-ı İlâhi’de utançtan yerlere geçmeyelim.

Hamd olsun âlemlerin Rabb’i olan Allah’a.



eminim böle hack gibi insanın emeklerini özel şeylerini calan inanlar
veri tabanlarını silenler cezasız kalmaz ölümü ve öbür tarafı da düşünsünler
derim ben kul hakkı cok kötü bişeydir.
umarım bu arkadşlar biraz düşünürler ve kendilerine dönerler
kimseyle ugraşmaz kendilerini düzeltirler ...
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-2007, 03:11 PM   #452 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
Ben Sana Aşkı Nasıl Tanıtayım

Gidenin ardından sen hiç ağlamadıysan
Göndersin diye tanrıya yalvarmadıysan
Bir tek resminde umut aramadıysan
Ben sana aşkı nasıl anlatayım
Ben sana aşk nasıl tanıtayım

Şimdi ne söylesem hepsi boşuna
Her şeyi göze aldın mı sen aşk uğruna
Ömrünü sermediysen sevdiğinin yoluna
Ben sana aşkı nasıl anlatayım
Ben sana aşkı nasıl tanıtayım

Varlığında bile hasretin çekmediysen
Yanındayken bile onu özlemediysen
Hiç bir şey anlayamazsın söylediklerimden
Ben sana aşkı nasıl anlatayım
Ben sana aşkı nasıl tanıtayım
__________________
SAYGI VE DÜRÜSTLÜK HERŞEYDİR....
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-29-2007, 11:46 PM   #453 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
Yıllar yılı seviştik de neden mutlu olmadık
Yıllar yılı seviştik de neden mutlu olmadık
Aşkımıza aşk değil yıllarca yalan kattık
Sana son bir sözüm var, o da "Allahaısmarladık"
Aşkımıza aşk değil yıllarca yalan kattık
Sana son bir sözüm var, o da "Allahaısmarladık"

Bir dünya ki temelinin her taşında yalan var
Dışı parlak içi bomboş, yeminler neye yarar
Daldığımız rüyadan yıllardır uyanmadık
Değil iki sevgili, dost bile olamadık
Daldığımız rüyadan yıllardır uyanmadık
Değil iki sevgili, dost bile olamadık

Düğümlendi kalbimde gömüldü ilk hıçkırık
Düğümlendi kalbimde gömüldü ilk hıçkırık

Aşkımıza aşk değil yıllarca yalan kattık
Sana son bir sözüm var, o da "Allahaısmarladık"
Aşkımıza aşk değil yıllarca yalan kattık
Sana son bir sözüm var, o da "Allahaısmarladık"
Aşkımıza aşk değil yıllarca yalan kattık
Sana son bir sözüm var, o da "Allahaısmarladık"
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-30-2007, 11:23 AM   #454 (permalink)
Senior Member
 
okan_istanbullu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 580
Tecrübe Puanı: 9 okan_istanbullu is a jewel in the roughokan_istanbullu is a jewel in the roughokan_istanbullu is a jewel in the rough
Gülümse Sevdiğim, Sadece Gülümse

Bir şeyleri değiştirme çabasındaydım.
İsteğim yazgının kirli, kara yazılarını biraz renklendirmekti.
Olmadı...
Eskiden kendime sözüm geçerdi,şimdi kimseye anlatamadığım gibi,
kendime de geçmez oldu. Ruhumun dümeni kırıldı, serseri bir gemi oldum.

Sen....
Yaşamımı az da olsa renklendiriyordun.
İyi biriydin. Aklın başındaydı. Ne, kim olduğunu biliyordun.
Bense olmayacakları gerçekleştirmeye çabalayan biriydim.
Patika köy yolarını hava alanı gibi kullanmak,
uçak indirip, uçak kaldırmak istiyordum.
Ya da...
Fatih`in İstanbul`u fethi gibi, gönülleri fethetmekti isteğim.....
Oysa ki, Fatih`in gemileri vardı. Dolaştığı denizin kıyıları vardı.
Kalaslara dökecek zeytinyağı, gemileri çekecek leventleri vardı.
Benimse, denizim yok, gemim yok, leventlerim, zeytinyağım da yok.
Üstelik sultan da değilim, olamam da.
Olsam, olsam Don Kişot olabilirdim, olmayacak hayallerin peşine düşen.
.
Seninle `birşeyler değişir mi? ` demiştim, hiçbir şey değişmedi..
Üzgünüm ki, herşey olduğu gibi, eskisi gibi, hatta eskisinden de beter gitti. Umudum... Bir iddiam, bir beklentim kalmadı.
Şimdi ötekiler var ya, hani aramıza girmeye çalışan ötekiler,
bu halimle ister saysınlar beni, ister ayıplasınlar, hatta küfür etsinler bana. Umrumda değil..
Ben seni sevdim, seviyorum ya, tek gerçeğim bu.
Yalnız sevdamı iki kişilik değil, tek bana ait...
Asl`on da öyle değil mi?
Sen de, kimse de anlayamıyor, duyamıyor.
Yalnız geldiğim yaşamdan yalnız da gideceğim anlaşılan.
Yaşarken yalnız olmak, ölünce garipler mezarlığına gömülmekten daha zormuş be sevgili....
Düşünüyorum da, ya ben insanları kabullenemedim, ya da onlar beni istemedi.
Bakma zekice göründüğüme, aklımın kısalığından hepsi.
Aptallar yarışı yapılsa, dünya şampiyonluğunun favori adayı olurdum ben.

Yıkılmış bende, eski benden bir eksiğim de var.
Önceleri haftalar, aylar boyu, hatta yıllarca süren bir sarhoşluğum vardı.
Şimdiyse, hüzünlerimi taşıyamayınca, yeniden içmek istiyorum, olmuyor, içemez oldum.
Ah, bir sarhoş olabilsem kalan ömrümde dünyayı unutacak kadar !!!
Daha ne isterdim ki?
Dertler, hüzünler şişeleri mi sakladı, yoksa kırdılar mı? .
Bilemez oldum.
Başımın belası beynimle, gönlümü uyuşturmaya neyin gücü yeter acaba?
Bir Türk sanat müziği bestesi olan ben, şimdi gazel oldum, hatta arabesk, hoyrat oldum.

Benim için son tren seninle kalktı sevgili..
Senden başka uğrayacak istasyonum, sığınacak limanım da yok.
Senin limanında da yerim ne kadar, istasyonundaysa ne kadar kalabilirim?

Bana aldırma sen sevgili, nasıl olsa anlayamazsın..Takma kafana.
Sil gözyaşlarını, akıtma benim için...
Sen sadece gülümse, istemesen de sus ve gülümse,
hiç birşey söyleme, sen söyleme...


alıntı
okan_istanbullu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-30-2007, 09:42 PM   #455 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
~İntihar'a Mektup~


Küçük bir odamı yalnız bir kadına kiraladım geçenlerde; adı Matmazel Melaine Khole. Daha ilk günden sanki ömrü boyunca burada yaşamış gibi davranmaya başladı, gitmeye niyetli görünmüyor. Benim için çok da fark etmez aslında. Birbirimizi rahatsız etmediğimiz sürece sakin kabuğumun içinde istediği kadar kanayabilir.

Tuhaf alışkanlıkları var yalnız. İçtiği şaraba hep bir tutam tarçın atıyor mesela.

Soran olursa söylüyor tarçının onu tam zamanında terk ettiğini; hayatındaki en doğru gidişin bu olduğunu. “En eski anımda, babamın yanında olacaktı aslında” diyor, “ ama o bu utanca dayanamayıp kokusunu aldı ve gitti.”

Bugünlerde katran biriktiriyor kitap aralarında. Biriktikçe ağırlaşıyor ciğerleri. Taşıyamaz olunca masaya bırakıyor. Ve sonra her şey sil baştan!

Oysa çok iyi biliyor aslında biriktirilmekten hoşlandığını. Çoğu kişi kendinde bunu inkâr etse bile o her şeyi bal gibi biliyor. Anlamsızca iz bırakmaya çalışmaktan yoruluyor. Ne var ki, ancak bu yorgunluk uyutabiliyor geceleri onu.

Verdiklerinin saklanmamasından şikâyetçi. Bir de her gece ziyaretine gelen su perilerinden. Uykusundan uyandırıyor, saçlarından tutup duvara vuruyorlar onu sabahın şerri çökene kadar. Gün ağarırken, belirsizleşmeye başlayan bir suretin keskin kenarıyla kazıyor kuruyan kan izlerini kimse görmesin diye.

Kayıtlar tutuyor ara sıra. O günkü hayal kırıklığı, saçlarının aslında neye ihtiyacı olduğu gibi şeyleri (sevdiği birinin elini kesip, saçını bununla taramak mesela); bazen de karnının alt tarafındaki sancıyı yazıyor.

Evden hemen hiç çıkmıyor. Bu şehirde geçirdiği yıllar ona her gün kan kusturuyor. Tanımadığı yerleri özlüyor. Çünkü buralarda her dönemeç onun için bir darağacını gizliyor.

Yanıtı olmayan sorular soruyor bana: “İşlediği kaçıncı intihardım acaba? Daha da önemlisi o sayısını biliyor mudur?” Bazı geceler sayıklamaları uyutmuyor beni: “Ten! Sen bir zamanlar böyle değildin sadık ten!” Anlaşılan, zamanında kasıtsız bir dokunuşun kırık tırnağıyla açtığı yaraya pek de iyi bakmıyor. Belki de kendi kendine iyileşmesini bekliyor.

Sık sık hasta olup yatağa düşüyor. Ve buna ‘soğuk alınganlığı’ diyerek zayıflığını yadsıyor. Hepimiz gibi kendini korumaktan başka bir şey değil yaptığı. Sessizce kabullenilmeyi hak eden bir davranış.

Makyaj malzemeleriyle oynamaya bayılıyor. Yüzünü boyayıp porselen bebeklere benzetiyor kendini. Ama asla soytarı maskesi çizmiyor. Günümüz soytarılarından uzak durmak gerektiğini artık çok iyi biliyor. Ne de olsa, porselenler kırılır; ama soytarılar hiç ölmüyor. Bu yüzden saklıyorum gümüşlerimi ondan. İçinde kalmış bir cinayet planı aniden mezarından kalkabilir diye.

Sıkıntısı parmakları gibi uzuyor her geçen gün. Ellerinin boyuna geldikleri zaman kesecekmiş onları; öyle diyor. Çok da inanmamak lâzım böyle sözlerine.

Gün batımında kırmızı çocukları oluyor o aynı fotoğraftan. Hepsinin adını mavi koyuyor inadına. Ne zaman bir yıldız kaysa, hemen yas tutuyor.

İsimleri ve yüzleri sıraya koyup birer birer yakmaya çalışıyor tören ateşinde. Ama olmuyor! Yaşananı yakmayan alevler saçlarını sarıyor sonra. Düşünceleri tutuşuyor. Lethe onu tanıyan herkese bu kadar cömert davranırken, kendisine bir damlayı nasıl çok görür... aklı almıyor. Unutuşun sırrını buralarda kimse bilmiyor.

Tarçının fahişelik yaptığını öğrendiğinden beri para gönderiyor ona gizlice.

Oysa çoktan öldü tarçın.

Kimse söyleyemiyor.



***
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-30-2007, 09:43 PM   #456 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
SAHNE 1 İÇ/GECE -Benim Odam

Ben her zamanki gibi bilgisayarın başında çalışırken, Matmazel yine odamın davetsiz misafiri olarak bir elinde sigara bir elinde şarap dolu kadeh, kurulup oturdu halının üzerine:

“Frol!”

Gözümü monitörden ayırmadım:

“Ne dedin?”

“Sana sesleniyorum duymadın mı?”

“Ben Frol kadar sakar ve unutkan değilim Matmazel. O yüzden lütfen beni kendi adımla çağır.”

“Frol’sün işte! Seni bırakanlar gitmekten hep acı duyar; ama onları yolundan çevirecek kadar değildir hiçbir zaman. Kısa sürede unuturlar zaten.”

“ ... ”

“... ve sen hiç sesini çıkarmadan kabullenirsin her şeyi. Kucağında çocuk ihtimalleriyle öylece hayatına devam edersin. ‘Gitme’ diyememek kalıtımsal mı sizin ailede?”

Sabrımı taşırmıştı:

“Ne hakla benim hayatımı yargılıyorsun ki? Senin gibi yaşanan en değerli anları gecenin bir vakti elinden düşürüp kırmak, sonra da ‘üzgünüm, boş bulundum.’ demek mi doğru olan?”

“...”

“Matmazel?”

“...”

Dokunmamam gereken yerdi bu. Matmazel’in yüzü kucağında kayboldu.

“Özür dilerim tamam mı? Canını yakmak istememiştim.”

Gülümsedi:

“Kabul edelim ikimiz de sakarız!”

“Seni mutlu edecekse neden olmasın...”

“Madem Frol olmak istemiyorsun, kim olmak isterdin?”

“Öyle biri yazılmadı daha.”

“Nereden biliyorsun?”

“Kendim okumasam bile okuyan birilerinden mutlaka haberim olurdu.”

“Senin daha posta kutuna dadanan hırsızdan haberin yok kızım!”

“Ne hırsızı?”

“Tarçından uzun zamandır mektup gelmiyor. Tarçının bana yazmaması söz konusu olamayacağına göre biri mektuplarımızı çalıyor demektir.”

Yutkundum. Cesaretimi toplayıp tarçının öldüğünü söylemek için ağzımı açtım:

“Kim ne yapsın ki senin mektuplarını?”

“Senin için hava hoş tabii. Nasıl olsa sana hiç mektup gelmiyor. Yanlışlıkla posta kutuna atılanlar hariç. Sahi neden şu Sedef’in mektupları sürekli bizim adrese geliyor? Aptal mı bu postacı?”

“Pek sayılmaz. Aslında Sedef bir yabancı; daha önce hiç görmediğim biri. Sadece zamanında ben de onun posta kutusunu karıştırmıştım. Ama bu uzun bir hikâye.”

“Anlatma. Uzun hikâyeleri sevmiyorum artık. Son zamanlarda kim bana bir şeyler anlatmaya kalksa kadehlerimizden trajedi fışkırıyor.”

Cümlenin sonuna doğru sesi artık yerlerde sürünüyordu. Şarabından büyük bir yudum aldı.

“Cümleler hızla kırılıyor Matmazel. Günler çok değişti. Hiçbir şeye yetişemiyorum artık. Hatta sen ne zaman gelip yerleştin buraya; onu da hatırlamıyorum.”

Suratıma dik dik baktı:

“Ne fark eder ki?”

Haklıydı. İşime döndüm.



***
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-30-2007, 09:44 PM   #457 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
Matmazel’in notlarından:

Küçük, sıkıntılı odalar dönüyor etrafımda. Bu halimle ben bile sığmıyorum bu basık tavanlı baharat imalathanesine.

Babamı görüyorum. Görmezden geliyorum sararmış kokusunu. Baharat kokuları dönüyor her yerde. Dikkatimi dağıtıyorlar. Kimyon, karabiber, kekik... ve diğerleri... Dans ediyorlar.

Hiç tarçın yok. Gitmiş. O kocaman, güzel kokusunu küçük bir çantaya sığdırıp gitmiş.

Dayanamamış burada olmaya.

Düşmüş. Kalkamamış.

Ya bu güzel kız(ıl)ın artık kokusu kalmadıysa!

Bunu düşünmek beni öldürmüş.



***
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-30-2007, 09:45 PM   #458 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
SAHNE 2 İÇ/GECE -Matmazel’in Odası

Sonunda merak edip sordum yara izlerini. Hangi savaştan kalmıştı bunlar? Tek tek göstermeye başladı.

Bacaklarını uzattı. İki dizinde iki beyaz yara izi. Küçük bir kızken ne zaman koşmaya başlasa görünmeyen bir şey ayaklarına dolanıp düşürüyordu onu, çoğumuza olduğu gibi. Yetişkinlerin masum dediği; ama aslında sadece acımasızlığına tanıklık etmekten kaçındıkları çocuk oyunlarından kalma iki beyaz kelebek... Tam iyileşecekken kabuğu koparıp kanatmıştı hep; bu yüzden zamanla unutulup yok olmamışlardı.

Boynunda, tam atardamarının üzerindeki iki düzgün delik, Matmazel’in sevgili dostları, ailesi ve tanıdığı tüm diğer insanlar tarafından açılmıştı. Sevgisini, varlığını ve daha birçok şeyini istemişlerdi ondan. Zamanını borç istemişlerdi. Zaman hiç geri gelmemişti. Matmazel hiçbir şey almamıştı onlardan.

Devam etti anlatmaya:

“Bir tanesi de göremeyeceğin bir yerde. İçerde.”

Eliyle rahminin olduğu yeri işaret etti:

“Tıbbi adıyla söylersek, servikal erozyon.”

Annesine sorsak onun erozyona uğrayan tek yerinin ar damarı olduğunu söylermiş. Ben sorumu kendisine sormayı tercih ettim:

“Neden oldu bu yara?”

“Bir zamanlar hırpalanmaya tamamen açıktım. Ve eğer sen böyleysen hırpalayacak birileri zaten kapının önünde bekliyordur. Ama o eskidendi. Artık kimse kıramıyor bile beni.”

Ayak bileklerine takıldı gözüm. Açıkladı. Bugüne kadar yaşadığı hiçbir şeyi unutmamış; acıları, ölümleri ve muhtemel ölümleri gittiği her yere taşımıştı. İzler bu yükü sürüklemek için bağladığı yerde başlıyordu. Hep hızını kesmişlerdi. Ama o, bunları durakladığı herhangi bir şehirde bırakmayı hiç düşünmemişti.

El bileklerinde eskiden kalma kesikler vardı. Önemsemedim. Herkes geçerdi bu yollardan. Bir gün takılıp kalana kadar geçerdi.

Avuçlarını açtı. Henüz bebekleriyle oynadığı yıllarda eve misafir gelen yaşlı kadın dikkatle bakmıştı yüzüne. Yeni döndüğü Mısır gezisinden getirdiği hediyeler sehpada duruyordu. “Kızmazsanız bir şey söyleyeceğim.” demişti annesine, “bu kız her geçen gün Meryem Ana’ya biraz daha benziyor!” Yıllar sonra bunu öğrenen insanlar onu çarmıha germeye kalkmıştı.

“Dur biraz! Meryem’i neden çarmıha gersinler?”

Güldü:

“Bana İsa’nın annesi olmak düşmüştü. Yine de onunla yattım... Ve en önemli kurallardan birini bozdum böylece.”

Çivileri çakmaya başladıklarında, son anda kurtarmıştı kendini. Gerçekleri olduğu gibi anlatmak gerekmişti o kalabalığı İsa’nın peşine düşürmek için. Gerisi bildiğimiz hikâye...

(Yalan söylediğini biliyordum. Hiç kimseye anlatamamıştı olanları. Bu yüzden de suçlanan hep kendisi olmuştu. Bunun kırgınlığını ölene kadar avuçlarında taşıyacaktı.)

Sonuncuyu göstermek için bluzunun düğmelerini çözdü. Göğüslerinin altında bedeninin tam merkezinde küçük ama derin bir kesik.

“Leon’u hatırlıyor musun?”

“Evet. Filmleri seviyorsun değil mi?”

“Öyle... Ama onlar beni sevmiyor. Her neyse; işte oradaki küçük kız gibi ben de aşkı tam merkezimde hissederim. Kalbimde ya da başka bir yerde değil.”

“Bunu kim yaptı?”

Biraz buruk, gülümsedi:

“Tüm bunların komik olduğunu sanan biri... Tek hatası öldüğümü sanıp bıçağı yanımda bırakmasıydı. Elimde beni öldürmeye çalıştığı cinayet aletiyle boş bir anını bekleyeceğimi nereden bilebilirdi ki?”

“Ben kin tutmam.”

“Ben tutarım. Çünkü bazı kurbanlar unutulmaya izin vermezler. Maktûlün cinayet mahalline dönmesi gibi bir şey...”




***
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-30-2007, 09:47 PM   #459 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
20.03.2001

Artık tarçın hakkında sürekli endişelenip sızlanmasından yoruldum. Kendine acı çektiriyor, tarçından haber gelmedikçe yemek yemeyi reddediyor. Şimdiden saydamlaşmaya başladı bile. Yakında tamamen ortadan kaybolacak. Bense bildiklerimin yükünü taşıyamıyorum; ama gerçeği de söyleyemiyorum. Kanatlarını bir daha asla kullanamayacak hale gelmesinden korkuyorum. Tarçın artık ona bir mektup yazmalı; ya da en azından Matmazel öyle olduğunu zannetmeli:

Sevgili Matmazel;

Uzun zamandır mektubumu beklediğinizin farkındayım. Ama biliyorsunuz; işler hiçbir zaman beklendiği gibi gitmez. Size yazamayışımın nedeni uzun bir hikaye ve siz uzun hikayelerden hoşlanmazsınız.

Burada her şey çok güzel Matmazel. Üzerime yapışkan kimliğini bırakıp giden -çünkü kimliği bundan başka bir şey olmayan- adamlar bile güzel bazen. Acıyla hatırlanmaktan iyidir diye düşünüyorum bu çamurun içinde yalnız olmak.

Ben yaşadığım her kötülüğü kendim seçtim çocuk yaşımda. Kaybolmayı ben seçtim. Siz ve anlattığınız kadarıyla ev sahibiniz, bütün acılarınızı dudaklarınıza zorla dayanan kadehin kırık kenarından içtiniz. Bense kendi küçük şişemi taşıyorum cebimde.

Biliyor musunuz, aslında her zaman söylediğiniz kadar pasaklı değilim Matmazel. Mesela bugün çarşaflarımı yıkadım. Milyonlarca cenin ihtimalini şehrin kanalizasyon şebekesine gönderdiğimi söyleyecek birini hatırladım o sırada. Hani şu bana anlattığınız ‘Saçmalama. Ben her dışarı boşaldığımda onlardan kaç tanesini öldürüyorum biliyor musun?’ diyen adamı... Anlatmamış olsaydınız hiç gülmeyecektim bu işi yaparken. Gözlerimden yaş gelene kadar güldüm.

Bazen gülmekten başka bir şey yoktur yapılacak. Ben ve gününü şaşırmış doğum kontrol haplarım buna gerçekten inanıyoruz. Gece bittiğinde, yalnız kaldığımız zaman topuklu ayakkabılarımızı çıkarıp atıyor ve çok gülüyoruz sızlayan bacaklarımıza.

Evet, gülmek ve kaybolmak daha iyiydi Matmazel. Kötü bir anıda ikinci sınıf bir rol bana göre değildi. Son provada sabrım taştı ve bağırdım yönetmene: ‘ Hiçbir metne sığmam ben anlıyor musun!’ Lütfen bunu söyleyin yukarıda sözü geçen adama: ‘Hiçbir metne sığmam ben!’ Bir daha karşınıza geldiğinde ezberini okumayı bıraksın artık.

Her mektubunuzda yaptığım işten dolayı benim için üzüldüğünüzü yazıyorsunuz. Lütfen bunu daha fazla sürdürmeyin. Unutmayın; bir zamanlar babanız da beni satıyordu.

Ve ağlamayın Matmazel. Kokumu kaybettiğim falan yok. Yeni evime gelir gelmez ilk işim onu çantamdan çıkarıp her yere serpiştirmek oldu. Kimse fark etmese de ben hâlâ çok güzel kokuyorum.

Benim için bir şarap açın Matmazel. Varlığımıza için. Biz varız. Ve hepimiz kadınız sırası geldiğinde...

İyi geceler.

Tarçın



***
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-30-2007, 09:48 PM   #460 (permalink)
Member
 
gitmesun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: gQ
Mesajlar: 23
Tecrübe Puanı: 0 gitmesun is on a distinguished road
SAHNE SON İÇ/GECE - Matmazel’in Odası

Artık mutlusun değil mi Matmazel? Beklediğin mektubu aldın ve son birkaç gündür kendini çok daha iyi hissediyorsun. Ama yapamıyorum. Seni daha fazla bu şekilde kandıramayacağım. En çok sen sevdin tarçını, bunu öğrenmeye hakkın var. Ya da artık benim bu yükten kurtulmaya hakkım var:

“Matmazel... otursan iyi olur.”

Temkinli davranıp kadehi masaya bıraktı. Ama oturmayı kabul etmedi:

“Ne var?”

Onu zorlamadım. İnce ayak bileklerinin üzerinde öğrenecekti olanları:

“Tarçından haber geldi. Kötü bir haber.”

Gözleri doldu, ama gururuna yediremedi yüz ifadesini değiştirmeyi. Yere biraz daha sağlam basmaya çalıştı. Ruhu sendelemişti. Devam ettim:

“Üzgünüm Matmazel. Tarçın...”

(Nasıl söylenir ki birinin öldüğü?)

“...tarçın öldü.”

Bakışları yere düştü; yüzü gölgelendi. Sessizce ağlamaya başladı.

Ne yapacağımı bilemedim. Öylece duruyorduk karşı karşıya.

Hiç beklenmedik bir anda yüzünü yerden toplayıp bana baktı:

“Ölmedi...”

“Biliyorum kabullenmek zor ama...”

“Hâlâ anlamak istemiyorsun değil mi!!!”

Bu kez ben sendeledim. Ama o susmadı:

“Tarçın ölmüş olamaz; ben daha ölmedim ki! Sen daha ölmedin ki!”

“...”

“Artık görmezden gelemezsin. Sıradan bir baharata dönüştürüp uzaklara gönderdin koskoca çocukluğunu! Nasıl bu kadar acımasız olabildin bilmiyorum ama yaptın bunu!”

“...”

“Bütün hatalarını, çektiğin acıları, hatırlamak istemediğin her şeyi bana yükledin sonra. Beni de yabancı biri yaptın ve artık kurtulduğunu sanıyorsun!”

“...”

“Anlamıyor musun; tarçın, ben, sen ne zaman aynayı elimize alsak hep birbirimize baktık. BİZ BİRİZ APTAL! HEPİMİZ SEN’İZ ASLINDA!”

Oda etrafımda dönmeye başlıyor artık. Saçlarım kızıla çalıyor; her yanımda yabancı yaralar kanıyor. Ben bunları yaşamadım. Hiç çıkmaz sokağa girmedim. Kimseyi kaybetmedim. Hiçbir zaman ölmek istemedim. Yalnız kalmadım, sancıdan kıvranmadım! Kimse yalan söylemedi bana, hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. Asla yanlış karar vermedim, hiç kan kaybetmedim, kusmadım, yorulmadım. Ben daha düşmedim!!!!!

Başım çok kötü dönüyor. Pencereden kiliseye bakan küçük kız oluyorum, kırgın bir kadın oluyorum, Matmazel oluyorum, Tarçın oluyorum, ben oluyorum...

Midem bulanıyor. Buna katlanamıyorum.

Güçlükle gidiyorum çalışma masasına. Düşüncelerde yaratılan silahı zorla çıkarıyorum çekmeceden. Çenemin altına dayıyorum:

“Vur beni!

Öl artık!

Kurtar kendimizi...”

Posted by Morpheia :: 1:02 PM :: 0 Comments:
Post a Comment

---------------------------------------
__________________
Gün doğmadan neler doğar bilinmez
Hayata, sevgiye hemen küsülmez
Kaybetmeden kıymet elbet bilinmez
Yıkılmak yok öyle hemen arkadaş
Pes etmek yok öyle hemen arkadaş
gitmesun isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may değil post new threads
You may değil post replies
You may değil post attachments
You may değil edit your posts

vB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
* ŞARKILARIN DİLİNDEN * *ess* Şarkı Sözleri Paylaşımı.. 319 08-28-2010 02:38 AM
Bir Sinek Yüzünden Sunhope Yaşanmış gerçek hikayeler 0 08-18-2006 06:30 PM


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:50 PM.


Telif Hakları vBulletin v3.6.8 © 2000-2008, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Aşk Şiirleri | Güzel Sözler | Lazer Epilasyon | Gazeteler | Yeni yıl mesajları | Aşk Şiirleri | Puzzle | Aşk

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.2.0 © 2008, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66