05-17-2006, 10:44 AM
|
#31 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | Yağmur Duası
Yağmur yağdırmak amacıyla veya sele neden olan aşırı yağışlara karşı gerçekleştirilen, çoğunlukla dağ, tepe veya türbe yakınlarında topluca gerçekleştirilen, dini ve geleneksel uygulamaların birbirine karıştığı pratiklerdir.
Yörede tespit edilen Yağmur Oyunu ;
Yağmur yağması için çocuklar ev ev dolaşarak yağ, bulgur, tencere gibi pilav yapmak için malzemeler toplarlar. Biraz büyükçe olan kız çocukları odun parçalarıyla yakılan ateşte pilavı pişirinceye kadar diğerleri el ele tutuşup mahalle aralarında ve çimenlikte "yağ, yağ yağmur, teknede hamur, bahçede çamur, ver Allahım ver sicim sicim yağmur" diyerek dolaşırlar. Pilav pişince hep beraber sofra kurup yenilir. Yemek ve yağmur yağması için dua edilir.
Uğur-Uğursuzluk
- Sağ avuç kaşınırsa para gelir, sol avuç kaşınırsa elden para çıkar.
- Ayak kaşınınca yolculuk var demektir.
- Sol kulağın çınlaması zenginliğe işarettir.
- Sağ kulağın çınlaması sağlığa işarettir.
- Gözün seğirmesi olumsuzluğa işarettir, çevrede ölüm meydana gelebilir.
- Kulağın çınlaması birisi tarafından anılmaya işarettir.
- Akşam tırnak kesilmez
- Cuma akşamı tırnak kesilmez.
- Akşam sakız çiğnenmez, akşam çiğnenen sakız ölü etidir.
- Salı günü çamaşır yıkanmaz
- Salı sallanır.
- Güneş batarken uyuyanın ömrü kısalır
- Elden ele sabun verilmez. Verilirse kavga edilir. Sabunu vermek gerektiğinde elin tersi kullanılır.
- Kesilen saçları kuşlar alıp yuvalarına ***ürürlerse o kişinin başı ağrır.
- Hamile kadın aş ererken neye bakarsa doğacak çocuk ona benzeyecektir.
- Hamile kadınlara ayva yedirilirse olacak çocuk güzel yüzlü ve eyaz çehreli olur.
- Kırklı kadın gece evinden dışarıya çıkmaz.
- Kırklı kadının başucunda gece ışık yakılır.
- Kırklı kadının yattığı odaya süpürge konulur.
- Kırklı çocuk yalnız bırakılacağı zaman başucuna bıçak, soğan, sarımsak bırakılır
- Kırklı kadınlar ve bebekleri birbirleriyle karşılaştırılmaz.
- Alaca karganın kapı önünde ve çatıda yada dışında eve ait bir yerde öterse müjdeli bir haber geleceğine inanılır.
- Bismillah demeden yemek yiyen kişi doymaz. Şeytan da onunla birlikte yemek yer.
- Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.
- Karnı ağrıyan kimse ayva denesi (ayva tanesi) denilen otun çiçekli kısmını kaynatıp suyu içirilir.
- Rüyada ölü görmek diriye işarettir, misafir gelir.
- Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne ***üren kişiler çarpılır.
- Mezarlığı parmağı ile işaret etmek iyi değildir.
- Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
- Mezarlıkta yatılmaz.
- Kurbanın kanı ve kemikleri gömülür
- Bir çocuk sürekli ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.
- Çorap giyilirken ayağın Kıbleye doğru uzatılması doğru değildir.
- Ölüye talkın verilirken can gelir, kalkmak ister, başına tahtaya çarpar. O zaman ölü "eyvah ben ölmüşüm" der.
- Ölen bir kişinin etleri ölümünden 40 - 52 gece sonra kemiklerinden ayrılır. Ölünün etleri kemiklerden kolay ayrılsın diye o gece evinde dua edilir.
- Mezarlıktan taş, toprak alınmaz.
- Ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.
- Külün üstüne su dökülmez, işenmez.
- Gece külün yanından geçilmez, üstünden atlanmaz, şeytan gelir.
- Ölü gömülene kadar ev süpürülmez, çamaşır yıkanmaz, eve su getirilmez.
- Bir kişi gömüldükten sonra ruhu 7 gün evini ziyaret eder.
- Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.
- Su üstüne, küllüklere abdest bozulmaz (işenmez) cin vardır çarpılırsın.
- Kırık ayna uğursuzluktur.
- Baykuş ötmesi uğursuzluktur
- Sacayağı boş bırakılırsa o evde ölü suyu kaynar.
- Ölünün yıkandığı evde üç gün ışık yanar.
- Ayakkabı çıkarıldığında ters dönerse, ayakkabı sahibinin tez vakitte öleceği düşünülür.
- Resim olan yerlerden melekler kaçar.
- Ölünün elbiseleri ölü yıkayıcılarına verilir
- Mezarlıktan ağaç kesilmez. Ağaçta cin olduğuna inanılır.
- Mezarlıkta yatılmaz.
- Akşam evden dışarı ateş verilmez.
- Gece aynaya bakılmaz.
- Gece ıslık çalmak günahtır.
- Geceleri su üzerinden atlanmaz. Su birikintileri ecinnilerin ve perilerin mekanıdır
- Gece dışarı su dökeni periler çarpar.
- Gece acı evden dışarıya verilmez.
- Dışarıya maya verilirse evin bereketi gider.
- Gece evden eve tuz verilmez.
- Bıçak yere atıldığında sırtı üzerinde durursa misafir gelecek demektir.
- Ağızdan lokma düşerse misafir gelir.
- Yoğurt, süt, peynir, vs. gece dışarıya verilmez
- Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar
- Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
- Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.
- Soğan,sarımsak kabuğu yakmak iyi değildir.
- Mezara toprak atılırken elden ele kürek verilmez.
- Baş sağlığına gelen kişilerin ayakkabıları ters çevrilmez.
- Ezan okunurken bacak bacak üstüne atılmaz.
- Köpek uluması ölüme işarettir.
- Köpeğin vakitsiz gece havlaması, horozun vakitsiz ötmesi kötü şeylere işarettir
- Hastalanan hayvanları ateşten geçirmek iyidir.
- Mezarlık genişletilemez, çünkü ölü sayısı artar.
- Ölünün elbiselerini giyenin ömrü uzar.
- Kefen makasla veya bıçakla kesilmez.
- Yağmurun dinmesi için avluya sacayağı atılır.
- Yağmur yağsın diye ölü kemiği yahut ana babadan olan ilk çocuğu suya atılır.
- Beş taş oynamak kuraklığa işarettir.
- Gökkuşağının altında bir erkek geçerse kız, kız geçerse erkek olur.
- Evde namaz kılınırken seccadenin önünden bir hayvan geçerse namaz bozulur.
- Kırda namaz kılınırken namazdan önce bir taş veya sopa dikilir (öne hayvan geçmemesi için)
- Ölü olan evin komşuları evlerindeki suları dökerler. Aksi halde birbiri sıra ölümler meydana gelir.
- Yatak katlanırken baş taraftan katlanmaz, ayak tarafı önce katlanır. Baş tarafından yalnız ölünün yatağı katlandığı için o yatakta yatan kimse ölür.
- Bir evin başında baykuş öterse, o evde biri ölür yada bir yıkım olur.
- Köpek olan eve melek girmez.
- Kara kedi geçmesi uğursuzdur.
- İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.
- Yoğurt veya süt dışarıya verilirken üzerine üzerlik, kömür, yeşil yaprak konulmazsa ineğe nazar değer.
- Yemekten sonra kaşığın ağzı yukarı çevrilir, yoksa nasip kapanır.
- Aysız günlerde ağaç kesilmez, kesilirse kerestesi dayanıklı olmaz.
- Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.
- Kapı eşiğinde oturulmaz. İnsan fakir olur.
__________________ |
| | |
05-17-2006, 10:46 AM
|
#32 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | Yağmur Duası
Yağmur yağdırmak amacıyla veya sele neden olan aşırı yağışlara karşı gerçekleştirilen, çoğunlukla dağ, tepe veya türbe yakınlarında topluca gerçekleştirilen, dini ve geleneksel uygulamaların birbirine karıştığı pratiklerdir.
Yörede tespit edilen Yağmur Oyunu ;
Yağmur yağması için çocuklar ev ev dolaşarak yağ, bulgur, tencere gibi pilav yapmak için malzemeler toplarlar. Biraz büyükçe olan kız çocukları odun parçalarıyla yakılan ateşte pilavı pişirinceye kadar diğerleri el ele tutuşup mahalle aralarında ve çimenlikte "yağ, yağ yağmur, teknede hamur, bahçede çamur, ver Allahım ver sicim sicim yağmur" diyerek dolaşırlar. Pilav pişince hep beraber sofra kurup yenilir. Yemek ve yağmur yağması için dua edilir.
Uğur-Uğursuzluk
- Sağ avuç kaşınırsa para gelir, sol avuç kaşınırsa elden para çıkar.
- Ayak kaşınınca yolculuk var demektir.
- Sol kulağın çınlaması zenginliğe işarettir.
- Sağ kulağın çınlaması sağlığa işarettir.
- Gözün seğirmesi olumsuzluğa işarettir, çevrede ölüm meydana gelebilir.
- Kulağın çınlaması birisi tarafından anılmaya işarettir.
- Akşam tırnak kesilmez
- Cuma akşamı tırnak kesilmez.
- Akşam sakız çiğnenmez, akşam çiğnenen sakız ölü etidir.
- Salı günü çamaşır yıkanmaz
- Salı sallanır.
- Güneş batarken uyuyanın ömrü kısalır
- Elden ele sabun verilmez. Verilirse kavga edilir. Sabunu vermek gerektiğinde elin tersi kullanılır.
- Kesilen saçları kuşlar alıp yuvalarına ***ürürlerse o kişinin başı ağrır.
- Hamile kadın aş ererken neye bakarsa doğacak çocuk ona benzeyecektir.
- Hamile kadınlara ayva yedirilirse olacak çocuk güzel yüzlü ve eyaz çehreli olur.
- Kırklı kadın gece evinden dışarıya çıkmaz.
- Kırklı kadının başucunda gece ışık yakılır.
- Kırklı kadının yattığı odaya süpürge konulur.
- Kırklı çocuk yalnız bırakılacağı zaman başucuna bıçak, soğan, sarımsak bırakılır
- Kırklı kadınlar ve bebekleri birbirleriyle karşılaştırılmaz.
- Alaca karganın kapı önünde ve çatıda yada dışında eve ait bir yerde öterse müjdeli bir haber geleceğine inanılır.
- Bismillah demeden yemek yiyen kişi doymaz. Şeytan da onunla birlikte yemek yer.
- Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.
- Karnı ağrıyan kimse ayva denesi (ayva tanesi) denilen otun çiçekli kısmını kaynatıp suyu içirilir.
- Rüyada ölü görmek diriye işarettir, misafir gelir.
- Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne ***üren kişiler çarpılır.
- Mezarlığı parmağı ile işaret etmek iyi değildir.
- Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
- Mezarlıkta yatılmaz.
- Kurbanın kanı ve kemikleri gömülür
- Bir çocuk sürekli ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.
- Çorap giyilirken ayağın Kıbleye doğru uzatılması doğru değildir.
- Ölüye talkın verilirken can gelir, kalkmak ister, başına tahtaya çarpar. O zaman ölü "eyvah ben ölmüşüm" der.
- Ölen bir kişinin etleri ölümünden 40 - 52 gece sonra kemiklerinden ayrılır. Ölünün etleri kemiklerden kolay ayrılsın diye o gece evinde dua edilir.
- Mezarlıktan taş, toprak alınmaz.
- Ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.
- Külün üstüne su dökülmez, işenmez.
- Gece külün yanından geçilmez, üstünden atlanmaz, şeytan gelir.
- Ölü gömülene kadar ev süpürülmez, çamaşır yıkanmaz, eve su getirilmez.
- Bir kişi gömüldükten sonra ruhu 7 gün evini ziyaret eder.
- Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.
- Su üstüne, küllüklere abdest bozulmaz (işenmez) cin vardır çarpılırsın.
- Kırık ayna uğursuzluktur.
- Baykuş ötmesi uğursuzluktur
- Sacayağı boş bırakılırsa o evde ölü suyu kaynar.
- Ölünün yıkandığı evde üç gün ışık yanar.
- Ayakkabı çıkarıldığında ters dönerse, ayakkabı sahibinin tez vakitte öleceği düşünülür.
- Resim olan yerlerden melekler kaçar.
- Ölünün elbiseleri ölü yıkayıcılarına verilir
- Mezarlıktan ağaç kesilmez. Ağaçta cin olduğuna inanılır.
- Mezarlıkta yatılmaz.
- Akşam evden dışarı ateş verilmez.
- Gece aynaya bakılmaz.
- Gece ıslık çalmak günahtır.
- Geceleri su üzerinden atlanmaz. Su birikintileri ecinnilerin ve perilerin mekanıdır
- Gece dışarı su dökeni periler çarpar.
- Gece acı evden dışarıya verilmez.
- Dışarıya maya verilirse evin bereketi gider.
- Gece evden eve tuz verilmez.
- Bıçak yere atıldığında sırtı üzerinde durursa misafir gelecek demektir.
- Ağızdan lokma düşerse misafir gelir.
- Yoğurt, süt, peynir, vs. gece dışarıya verilmez
- Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar
- Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
- Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.
- Soğan,sarımsak kabuğu yakmak iyi değildir.
- Mezara toprak atılırken elden ele kürek verilmez.
- Baş sağlığına gelen kişilerin ayakkabıları ters çevrilmez.
- Ezan okunurken bacak bacak üstüne atılmaz.
- Köpek uluması ölüme işarettir.
- Köpeğin vakitsiz gece havlaması, horozun vakitsiz ötmesi kötü şeylere işarettir
- Hastalanan hayvanları ateşten geçirmek iyidir.
- Mezarlık genişletilemez, çünkü ölü sayısı artar.
- Ölünün elbiselerini giyenin ömrü uzar.
- Kefen makasla veya bıçakla kesilmez.
- Yağmurun dinmesi için avluya sacayağı atılır.
- Yağmur yağsın diye ölü kemiği yahut ana babadan olan ilk çocuğu suya atılır.
- Beş taş oynamak kuraklığa işarettir.
- Gökkuşağının altında bir erkek geçerse kız, kız geçerse erkek olur.
- Evde namaz kılınırken seccadenin önünden bir hayvan geçerse namaz bozulur.
- Kırda namaz kılınırken namazdan önce bir taş veya sopa dikilir (öne hayvan geçmemesi için)
- Ölü olan evin komşuları evlerindeki suları dökerler. Aksi halde birbiri sıra ölümler meydana gelir.
- Yatak katlanırken baş taraftan katlanmaz, ayak tarafı önce katlanır. Baş tarafından yalnız ölünün yatağı katlandığı için o yatakta yatan kimse ölür.
- Bir evin başında baykuş öterse, o evde biri ölür yada bir yıkım olur.
- Köpek olan eve melek girmez.
- Kara kedi geçmesi uğursuzdur.
- İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.
- Yoğurt veya süt dışarıya verilirken üzerine üzerlik, kömür, yeşil yaprak konulmazsa ineğe nazar değer.
- Yemekten sonra kaşığın ağzı yukarı çevrilir, yoksa nasip kapanır.
- Aysız günlerde ağaç kesilmez, kesilirse kerestesi dayanıklı olmaz.
- Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.
- Kapı eşiğinde oturulmaz. İnsan fakir olur.
__________________ |
| | |
05-17-2006, 10:49 AM
|
#33 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | DÜĞÜN Zonguldak Gelenek ve Görenekleri
DÜĞÜN
Zonguldak yöresindeki düğünler, sadece evlenen iki tarafın değil tüm çevreyi ilgilendiren bir olaydır. Düğünler 1 hafta boyunca, 3 gün veya günü birliği yapılır. Haftalık düğünler, genellikle Pazartesi günleri başlar. Pazartesi günü başlayan eğlentiye "Boya Günü" adı verilir. Ve bu eğlenti kız evinde yapılır.
Oğlan tarafı kız evine çeyiz almaya gider. Çeyizin taşınacağı aracın açık olmasına dikkat edilir. Bu araçta çeyizler bir sergi niteliğinde yerleştirilir ve çevre tarafından görülmesi sağlanır.
Eskiden at arabalarıyla yapılan bu iş, günümüzde kamyonlarla yapılır. Çeyizlerde öncelikle gelinin yaptığı el işlemeleri görülebilecek şekilde açık tutulur. Oğlan evine getirilen çeyiz aynı gün gelin odasına ve evin diğer bölümlerine herkesin her eşyayı görebileceği şekilde sergilenir ve çevrenin görüp izlemesine açık tutulur.
Salı günü gecesi kız ve oğlan evinde ayrı ayrı eğlenceler düzenlenir. Bu gecede ağırlık oğlan evindedir. Kız tarafına gelenler özellikle damadın kendilerini karşılamasını ister ve oğlan evine yakın bir yerde çalgılarıyla birlikte beklerler. Damat gelir misafirleri karşılar açık havada mahalli oyunlar oynanır, daha sonra eve girilerek eğlenceler gece yarısına kadar devam eder.
Bu geceye "damat kınası-oğlan kınası "denir.
Çarşamba günleri yine her iki tarafta eğlencelere devam eder, damat evindeki gelin odası ve eşyalar ziyarete açık tutulur. Gece yarısına doğru oğlan evinde toplanan kadınlar toplu halde kız evine giderek eğlenceyi orada sürdürürler. Kız evinden bir kadın bir elinde tepsi diğer elinde bir yastık öne konur. Arkadan iki kadının koltuğunda yüzü örtülü olarak gelin oğlan evinin huzuruna çıkarılır. Bu sırada başka bir odada "gelin indirme türküsü " söylenir. Bu sırada gelinin avucuna kayınvalide, hala, teyze ve abla tarafından para ve kına basılır. Bu sırada yine mahalli türküler söylenir ve kızlar oyuna kalkarlar. Bundan sonra çeşitli oyun havaları çalınır, söylenir ve oyunlar devam eder. Gece yarısından sonra bu eğlence kısmi olarak dağılır. Ancak gelinin çok yakın arkadaşları yanında kalarak eğlencelere sabaha kadar devam ederler.
Bu sırada damat yakın arkadaşlarıyla birlikte kız evindedir. Sabaha kadarda onlar ayrı odalarda yerler içerler ve sabahleyinde genellikle hamama giderler. Buna "Güvey Hamamı"denir.
Perşembe günü kız evinde geline gelinlik giydirilir. Davetlilere tatlı veya lokum ikram edilir. Daha sonra gelin ağabeyi veya kardeşi yoksa diğer en yakın akrabaları tarafından gelin arabasına bindirilir ve arabanın önünde gelinin kardeşlerinden veya yakınlarından birisi bekleyerek damat tarafından bahşiş alır. Öğleden sonra damat ve gelin kol kola girerek davetliler arasında gezerek her birinin elini öperler daha sonra odalarına çekilirler. Bu arada damat gelinin yüzünü açar ve "Görümlük" adı verilen çeşitli hediyeler takar. Bunu biraz sonra odaya girilerek damat ve geline tatlı ikram edilir. Bundan sonra damat arkadaşlarıyla dışarı çıkar. Yatsı namazından sonra yine arkadaşları tarafından sırtı yumruklanarak gelin odasına sokulur ve böylece düğün merasimi sona erer.
Bu hususta göze çarpan en önemli özellik akraba evlilikleridir.
Bayram, hıdrellez, nişan, düğün gibi herkesin birlikte olduğu törenlerde oğlan anası gelinlik kıza bakar; beğendiği kızın isteyeni yoksa, taraflar arasında başlayan görüşmeler de olumlu sonuçlanırsa, erkek tarafı bir bohçayla, söz mendilini (ipek mendil) kız evine ***ürür ve iki aile nişan gününü kararlaştırır. Nişan töreni kız evinde yapılır. Ve takılar takılır. Ertesi gün, kız evince hazırlanan armağanlar, nişan şerbeti ve güvey (damat) yüzüğü karşı tarafa gönderilir.
Düğün genellikle pazartesi ya da Perşembe başlar. İlk gün güvey evi, yaptığı helvanın içine para koyarak, tepsiyle kız evine gönderir; ikinci gün güvey kınası; üçüncü gün gelin kınası yakılır, çeyiz çıkarılır ve çeyizlerle gelin odası düzülür. Akşam güvey tarafının kadınlarının katılımıyla kına gecesi düzenlenir. Kız evine zorla tavuk kestirilmesi bu geceye özgü geleneklerdir. Ertesi gün güvey ve arkadaşları güvey hamamına gider.
Düğün sabahı geline yeni giysileri giydirilir. Akrabalarıyla vedalaşan geline "baş sıkma" denen uğurlama töreni yapılır. Bu tören "çocuk sahibi, kocası sağ" bir kadın gelinin başını "oğlan versin, kız çıkarsın" sözleriyle bağlar ve gelin bir kadın eşliğinde baba evinden çıkar. Düğün evinde geline iki ayrı tabakta yağ, bal sunulur. Gelin, yağı kapının üstüne, balı da kapının altına sürer. Peşinden adına "güvey önlüğü" denilen bir tepsi baklava gelir ve ev halkıyla birlikte yenir.
Düğün evinde eğlenceler devam ederken sağdıç damadın yanından ayrılmaz. Gerdek gecesi sabahı, davulcular, güveyinin kapısı önünde davul çalar, güvey elinde bir tepsi börekle davulcuları ağırlar. Gerdek gecesi güvey "görümlük"denen armağanı eşine verdikten sonra birlikte tatlı yerler; sabahleyin de duvak adı verilen tören yapılır. Artık güvey evinin kızı olan gelin, gelinliğini çıkarırı, güvey evince yapılan "paçalık" denen giysiyi giyer. Düğünü izleyen hafta sonunda gelinle güvey kız evine el öpmeye gider.
__________________ |
| | |
05-17-2006, 10:51 AM
|
#34 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | Bartın Gelenek ve Görenekleri
Düğün
düğünlerin geleneksel özellikleri vardır. Fakat gerek teknolojinin gelişimi gerekse ekonomik gelişmeler bazı gelenekleri değiştirmiştir. Eskiden düğünler sekiz gün sürerdi. Düğünler genelde davul-zurna eşliğinde yapılırdı. Cuma günü baklava bağlama dediğimiz tatlıları hazırlama işlemleri başlardı. Salı gün akşamı damat evinde köylü gecesi düzenlenirdi. Buradaki amaç ertesi gün çalışacak ve misafirlere hizmet edecek gençleri ağırlamaktır. Çarşamba günü sabahtan 11-14 arası kız tarafı ve yakın çevreleri erkek evine gelir ve ağırlanır.Saat 14'ten sonra ise danacı diye adlandırılan genç çevresi (gelinin erkek kardeşleri varsa öncülük eder.) düğün evine gelirler.Geç saatlere kadar, belki de sabahlara kadar eğlenilirdi.Çarşamba günü ikindi saatlerinde damada kına yakılır , aynı gün akşamı geline gelin evinde kına yakılır ve kadınlar kendi aralarında eğlenirler.Perşembe günü ise saat 11 civarında kız almaya gidilir.Gelin çıkması davul-zurnaeşliğinde saat14-15 civarlarında olur.Cuma günü ise duvak dediğimiz kadınların düğünü vardır.Öğle saatlerinde başlar ve Cuma namazından sonra damadın içeriye gelerek gelini dışarıya çıkarmasıyla duvak sona erer.Pazar günü ise damat-gelin yakın çevresini yanına alarak baba evini ziyarete gider. 3 gecelik dediğimiz bu olayda sofra kurulup yemeğe başlayasıya kadar damat kimseyle konuşmaz.Sofraya oturduğunda yemeğe hemenbaşlanmaz.Sofrada yemeğin üzerine kaşıklar çatılır ve beklenir.Gelinin babası damada bir hediye vaat eder. (bu genellikle tarla veya hayvan olur.)Bu hediyeden memnun kalınırsa yemeğe başlanır ve damadın dili çözülür. Daha eskilerden yani köylerde yol ve motorlu araç olmadığı zamanlarda kızın çeyizlerinden oluşan başlık arabası öküz arabası idi.Öküzlerin koşulduğu boyunduruğun ortasına büyük bir çan bağlanır ve araba süslenirdi.Dünürşü dediğimiz damat tarafının kadınları ve erkekleri kendi aralarında at yarışları düzenlerlerdi.Gelin at ile getirilirdi.Atın özellikleri ve güzelliği çok önemliydi. Yolların yapılması , arabaların çoğalması ile bu gelenek kalkmıştır.
Düğünlerde kesinlikle silah kullanılmaz ve kullandırılmaz düğün sabahı köylerdeki tüm silahlar boşaltılır silahın ağzında mermi olmaz.
Düğünlerde davul zurna ile yörede köçek oyunları (erkek) oynanır ve eğlenceli geçer. Günümüzde köçeklerde bitme noktasına gelmişlerdir. Köçek ihtiyacı çevre köylerden temin edilir. Köçek kültürü Batı Karadeniz bölgesine hasdır. |
| | |
05-17-2006, 10:56 AM
|
#35 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | CENAZE
Cenazenin arkasından her yerde olduğu gibi yas tutulmaktadır.Cenaze ye tüm köylerden köylüler katılır. Ve defnine kadar cenazede bulunulur. Sal ortak taşınır ve herkesin tutması için el değiştirilir. Cenaze evinde yemek verilir.ilk akşamı 3. akşamı 7. akşamı 40. akşamı 52. akşamı ve 365 gün sonra cenaze evinde tüm kölü toplanır yemekler yenir namazlar kılını dualar Kur'an lar okunur ve cenazeye bağışlanır. Devir dediğimiz ölmüş kimsenin anısına, yakınları tarafından fakirlere ve hayır kurumlarına kişinin maddi durumuna göre yardımda bulunulur.Ölümü takip eden Cuma namazı sonrası Camiye helva getirilerek cemaate dağıtılır 3.7ve 52 gün sonra cenazenin yakınları tarafından Mevlidî Şerif okutulur, dualar yapılır,ileriki tarihlerde de uygun zamanlarda hatim ve dualara devam edilir.
YÖRESEL YEMEKLERİMİZ
Köylerimizdeher türlü yemek yapılmaktadır. Geniş bir yemek kültürüne sahiptir.Özel günlerde yapılan ve davetlilere ikram edilen en ünlüleri hindi eti, bandırma, çökelek gözlemesi, mantar gözlemesi, et gözlemesi, pirişke, lokum, mıklama, malak çorbası , zıyratlarda miyana helvası, ev makarnası, özel günlerde yapılan aşure yemeklerini, kabak tatlılarını, el işi kadayıfları sayabiliriz |
| | |
05-17-2006, 10:59 AM
|
#36 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | Konya Gelenek ve Görenekleri
--------------------------------------------------------------------------------
EVLENME
Hayatın üç önemli geçiş safhasından biri olan evlenme, pek çok gelenek ve göreneklerle donatılmıştır. Üzerinde en fazla durulacak olan konu düğünlerdir. Çok geniş bir konu olan düğünleri, bölümlere ayırarak incelemek gerekir.
KIZ İSTEME
Oğlunun evlenmesine karar veren baba ve ana dünürcü göndermede gayet gizli hareket eder. Bu da ilk önce kadınlar tarafından yapılır. Önce oğlanan anası ve kız kardeşi, kızkardeşi yoksa akrabalarından en yakını, bir iş bahane ederek kız evine gider. Kızın güzelliğine terbiyesine, vücudunun sağlamlığına alıcı bir gözle bakarlar. Kızı uygun bulmazlarsa,hiç bir şey demeden izin alıp giderler. Kız beğenilirse, bu işlerde hünerli olan bir kadını öncü olarak, kızın önce anasının ağzını arar. Bu arada oğlanın durumu hakkında bilgi verir. Uygun görülürse kızlarına dünürcü geleceklerini anlatır. Kadın dünürcü, kız tarafının verimkar olduklarını öğrenince kız tarafına gönderilir. Bu dünürcülere, kızın anası kesin cevap vermeyeniyetli olsa bile bir kere babasına ben söyliyeyim der. Kadın dünürcülere fazla hürmet yapılırsa, kızın verileceğine bir işaret sayılır. Hatta şöyle bir durumla da sonuç anlaşılır. Ayakkabıları çevrilmişse bu işin olacağına, çevrilmeyip dışarı konulmuşsa olmayacağı anlaşılır. Bu şekilde bir başlangıçtan sonra, erkek dünürcü kız evine gider. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınımızı oğlumuza zevceliğe istemeye geldik" diyerek dünürlük edilir. Buna karşılık kızın babası hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi, bir süre düşünür, eğer vermeye gönlü varsa; "Sizin ve mahdumumuz için bir şey diyemem, Allah yazdıysa bir şey diyemem. Bana bir kaç gün müsade edin, ben bir düşüneyim" der. Vermeye niyeti yoksa, "Kızım küçüktür, evlenme vakti değildir" yada "kızımız sözlü, sözlü olmazsa sizden iyisine mi verecektik" deyip savuşturur.
Gönüllerin inancına varılırsa, bu konuşdan sonra iki veya üç gün ara verilir. İkinci kez gidişte, kızın babası "Biz razıyız, fakat hısım- akrabaya bir danışalım" diye cevap verir. "Kız evi naz evi" derler . Üçüncü gidişde "Ne yapalım, Allah nasip etmişse bizim elimizde ne var, alın yazısına bir şey diyemeyiz" denir. Oğlan tarafı da "Allah razı olsun sizden, hayırlısı Allah'tan, Biz verdik diledik, kapınıza geldik, sizde bizi sevip diledinizse nişanımızı (bellimizi) koyacağız" denir.
NİŞAN
Kararlaştırılan günde nişan koyma merasimi yapılır. Yüzük takılarak ve şerbet içilerek yapılan nişan koyma merasimi daha ziyade kadınlar arasında yapılan bir toplantıdır. Kızın evi müsait ise evde, yoksa bir akbara evinde yapılır. İki tarafında akrabaları toplanır. Bu toplantılar da ailer fazla mutasıpsa, hocaların ilahi ve dua okuduğu görülür. Değilse çalgıcılar getilir, oyunlar oynanır.
Gelin, eltisi veya görümcesi tarafından yoksa oğlanın genç bir yakını tarafından salona getirilir. Yüzüğü oğlanın annesi takar. Gelin, orada bulunanların ellerini öper, akrabalar takı takarlar. Oğlan tarafının kız tarafına getirdiği hediyeler gösterilir. Yapılan ikram yine oğlan tarafına aittir. Nişan genellikle Perşembe günleri olur. Nişanın bazen yemekli olduğu da görülür. Nişandan sonra kararlaştırılan günde elbise görme işi başlar. Elbise görme işi düğüne yakın birzamanda olur. Beraberlerinde gelin kız da olduğu halde köyde oturuyorlarsa şehre gelinir, şehirde ise çarşıya çıkılır. Daha önce "mehir kesiminde" kararlaştırılan ve alınması gereken eşyanın alınmasına başlanır. Kız tarafı da güveyin giyeceği eşyayı alır. Elbiseyi dikecek terzi oğlan evine bildirilir.
Nişandan sonra, kız evine yollanacak dürüye sıra gelir. Dürü bohça içinde kız evine gönderilir. Her iki tarafın hısım akraba ve konu komşusuna gönderilir.
DÜĞÜN
Düğün genellikle Konya'da haftanın Pazar ve Perşembe günleri yapılır.Düğünden bir kaç önce yemek hazırlıkları yapılır, gelinin oğlan evine getirileceği günün sabahı, oğlan evinde pilav verilir. Oğlan tarafının eşi dostu yada umanları çoksa okuntu (davetiye) dağıtılır. Köylerde de,komşu köylere okuntu gönderilir. Pilav dökme işi devam ederken, gelin hamama ve berbere gider, Geline yakın arkadaşları da eşlik eder.
Güveyi de pilav gününden bir gün önce geceleyin "zamah" düzenler. Zamah'a içki içilir, her türlü çalgı çalınır. Güvey fakirse zamah fakir geçer. Çünkü zamah ayrı bir masraf açar. Zamah gecesi kız evinde de eğlence düzenlenir, buna "kına gecesi" denir. Kına gecesine oğlan evinde bir grup kadın da o eğlenceye katılır. Kına gecesinde gelin kıza bir türküyle kınası yakılır. Kına gecesi türkülerinden örnekler :
"Altıntas içinde kınan ezilsin,
Sabah olsun güzel yüzün yazılsın,
Görümceler etrafına dizilsin
Gelinim kınan kutlu olsun.
Burda dirliğin tatlı olsun.
Esvap yıkadığım ak taşlar,
O gölgelendiğim ağaçlar,
Tuz ekmek yediğim kardaşlar,
Gelin kınan kutlu olsun
Orta dirliğin tatlı olsun
Hani bu kızın anası
Önünde mumlar yanası
Gel gelinin kaynanası
Gelinim kınan kutlu olsun
Orta dirliğin tatlı olsun
Yine gelin okşanırken şu mani söylenir :
"Atladım çıktım eşiği
Sofrada kaldığı kaşığı
Kız evinin yakışığı
Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla
Babamın öküzübeştir
Anadan ayrılmak güçtür
Kızların emeği boştur
Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla
Analar besler hurma ile
El oğlu döver yarma ile
El oğluna oldum yalvarma ile
Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla
Gelinin yükü tutuldu
Oğlan evine yıkıldı
Ananın beli büküldü
Git kızım sağlıklarla
Sil gözünü yağlıklarla
Ertesi günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir.
Oğlan tarafı, araba, otobüs, taksi ile kız evine gider. Köylerde at arabası, traktör veya eğerli at ile kızın evine gidilir. Kayınpeder yanında iki kişi olduğu halde, gelinin bulunduğu odaya varır. Gelin odası arkasından kapanır. Kız tarafı kayınbabadan çeşitli bahşişler almadan gelini vermezler. Gelinin kolundan önce kaynana tutar, birkoluna da diğer akrabası girer. Gelin dış kapıya çıkarılır, bineceği vasıtaya yerleştirilir.
Topluca "Allahaısmarladık" denildikten sonra gelin alayı yola düzülür. Köylerde bahşiş alabilmek için yollar engellenir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar bir hayli müşkille karşılaşılır. Oğlan evinde, gelin arabadan inerken gireceği kapının iki tarafı kilimlerle kapatılır. Bazı yerlerde gelinin önüne içi dolu bir testi bırakılır. Güvey tarafından gelinin başına para ve çerez saçılır. Çocuklar tarafından paralar kapışılır, bu arada gelin damadın koluna girerek odasına kadar ***ürür. Sonra sadıçla beraber evden ayrılır. Evine dönen damat gelinin yüzünü açar, yüz görümlüğü olan parayı verir. Gelin ev halkı ile tanıştırılır. Güveyi, kapıda bekleyen sadıçı ile akşam yemeğine kadar kaybolur. Akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı kılınır. Dini nikah, imam efendi tarafından gelinden söz alınarak kıyılır. İmam efendi, gelin odasından kapısı önünde bir dua eder ve güveyi gelin odasından kapısını açarak, gerdeğe sokar. Güvey kapıdan içeri girerken en yakın arkadaşları tarafından sırtına kuvvetlice bir yumruk indirilir.
Ertesi günü, gelin yüzü düğünü yapılır. Bu düğün kadınlar arasında yapılır. Gelin oyuna kalktığı zaman göğsüne kağıt para takılır. Güveyde aynı günün öğleni, sağdıç "yiğitbaşılarla" bir yemek yer. Yemekten sonra yiğitbaşıların düğün süresince emeği olan "yiğitbaşı parası" dağıtılır. Gelinin getirdiği pişmiş tavuk ve helva beraberce yenilir. Düğün böylece sona erer. Birkaç gün sonra damat ve gelin hısım akrabalara el öpmeye çıkarlar. El öpmede geline gizlice para verilir. El öpmeye haberli gidilir. Gidecekleri yerde damat- gelin gelecek diye yemek hazırlanır. Önceden o akrabalara alınan dürü (hediyelik eşya) el öpmeden sonra bırakılır. Eli öpülenler "Allah başa kadar sürdürsün" diye dua ederler.
KONYA AİLELERİNDE ESKİ EV ADET VE GELENEKLERİ
Eskiden Konya'lı bir ailenin dört mevsimine göre ayrılmış bir takım adet ve gelenekleri vardı. Bunlar halen bazı yerli ailelerde kısmen görülmektedir. İlkbaharda, Nisan ayının ortalarından sonra ev işleri artardı. Evvela sobalar sökülür, temizlenir, rutubetsiz bir yerde saklanır. Sıra halıların temizlenmesine gelirdiki, ev halkı ile beraber komşuların yardımı da istenirdi. Halılar ve kilimler bahçede veya sokakta çırpılırdı. Halının üzerindeki tozlar süpürülerek naftalin saçılıp katlanır, serin bir yerde muhafaza edilirdi. Bu olaya göç denirdi. Bu arada yataklar ve minderlerin yünleri dökülür, değneklerle döğülür, temizlendikten sonra eski kılıflarına doldurulurdu. Bu eşyanın bazıları göçe konurdu. Odalardan kışlık serecekler kaldırıldıktan sonra bu defe sedir üzerine divan yastıkları üzerine kar gibi beyaz etekleri dantelli işlemeli yaygı ve örtüler serilirdi. Geniş odaların ortasına kilim yayılırdı. Bu işler yapılmadan önce duvarlar kireç ise badana toprak sıva ise "ak toprak" cilası yapılır. Oda taban tahtaları, dolap kapakları, pencere çerçeveleri fırça ile sürtülerek yıkanıp temizlenir, camlar silinirdi. Ev eşyasından sonra, kışlık giyecekler yıkanır, kurutulur, naftalinlenerek temiz bohçalar içerisine konup, göçün üzerine bohça istifi yapılırdı.
Bahar temizliği bittikten sonra sıra sebzelerin kurutulmasına gelir. Taze nane ve maydonoz alınır, bol suda temizce yıkanıp, sapları ayıklandıktan sonar gölgede kurutulurdu. Kurutma işleminden sonra, temiz keselere konarak izbe duvarlarındaki çivilere takılırdı. Meram ve çevresinden bağ evlerine göçülür ve yaz boyunca oralarda oturulurdu.
Eskiden Konya'nın yerlileri, yağ, peynir, yoğurt ve süt ihtiyaçlarını çarşıdan karşılamazlar evlerinde besledikleri inek veya mandıralardan temin ederlerdi. Ayrıca güz ayında etlik yapmak için ve yine kışın kesmek maksadıyla 8-10 kadar koyun ve keçi alınır, ahırın bir tarafına bağlanıp, gündüzleri bahçede veya civar meralarda otlatılırdı. Güz aylarında bahar aylarına kadar ahır kapısı yanında toplanmış olan hayvanların gübreleri, ev halkının veya bu iş için tutulan işçi kadınların yardımıyla yapma veya mayız (tezek) denilen bir eşit kış yakacağı hazırlanır. Bunlar kışın tandıra ekmek yapmak için yakıldığı gibi odun yerine sobada da yakılır. Kuruyan yapmalar tandır civarında yakacak örtmesi veya yakacak damı denilen yerlerde intizamlı olarak kayılırdı.
Yaz Hazırlığı : Meyveler bu mevsimde olur, kışın ev ihtiyacını karşılayacak miktarda vişne, kayısı, erik bahçede varsa ağaçlardan toplanır, yoksa çarşıdan satın alınırdı. Vişne reçelinden başka vişne şurubuda kış için kaynatılırdı. Diğer taraftan kayısı, erik, üzeri karanfille süslenmiş armut ve elma reçelleri hazırlanırdı. İçleri yeşilsırlı çömleklere reçeller doldurulur, ağızları okunup üflenerek ve ağız tadı ile yenmesi temennisiyle ağızları temiz bez örtülerle örtülür ve bağlanır, izbenin serin olan duvar diblerine konulur. Reçellerdensonra sıra kurutmalara gelirdi. Sabah serinliğinde bahçedeki ağaçladan toplanan kayısı, küfelere toplanarak ikindi serinliğinde damın temiz bir yerine örtü vey hasır serilerek kayısılar üzerine ayrılıp kurutulmaya bırakılırdı.
Erik ve diğer meyvalarda aynı tarzda kurutulurdu. Kayısı ve erik meyvası fazla olgunlaşmış durumda olursa süzgeçten geçirilerek, içleri yağlanmış bakır tepsilere pestil yapılmak üzere dökülürdü.
Kışın hoşaflık için vişne, elma kurutulur, bazıları kabukları soyulur dilimlere ayrılarak kurutulmaya hazırlanırdı. Ayrıca yaz mevsiminde evin ihtiyacını karşılayacak nisbette domates salçası çıkarılır, kabak,patlıcan ve biberleri içleri oyularak kurutulurdu. Bazı sebzelerde ince dilimler halinde dam üzerinde kurutulmaya bırakılırdı. Yaz aylarının sonlarına doğru sıra bulgur yapmaya ve nişasta çıkarmaya gelirdi. Bir kış mevsimi tarladan ve buğday pazarından yumuşak buğday alınır. Komşularla yardımlaşılarak bulgur kaynatılırdı. Dama serilmiş olan örtülerin üzerine yayılarak kurutulur, iki günde kuruyan buğday çuvala konarak değirmende öğütülürdü. Bundan sonra sıra kışlık ekmek buğdayına gelirdi. Bir kış yetecekmiktarda bir kaç ton buğday alınır, temizlenip yıkanır, kurutulduktan sonra değirmene ***ürülerek öğütülür ve izbedeki un ambarına dökülür ve çuvallara konurak muhafaza edilirdi.
Sonbahar mevsimin de kış hazırlıkları başlardı. Bu hazırlıklarınbaşında hiç şüphesiz üzüm bağı olanlar için pekmez, kaynatma gelirdi. Bağdan araba veya merkep üzerine yüklenmiş küfelerle üzüm eve getirilir, yakacakdamı yakınında bulunan çaraşhaneye dökülür, salkımlardan iri ve sert olarak seçilerek sicimlerle birbirine bağlanır. İşte bu hazırlanmış Hevenk'ler tavan arası veya izbenin direklerine çakılmış çivilere asılırdı. Çaraşa doldurulun üzümler ayakla ezilmek suretiyle suyu çıkarılır, ak topraktan geçirilen bu şıra üzerinde kaynatılır, leğenden kazana alınarak soğutulmaya bırakılırdı. Pekmez kaynarken bir kısmının içerisine kuru kayısı dilimlenmiş yahut ufak bütün kabak, patlıcan atılarak pekmezli reçel elde edilirdi. Pekmez hazırlığı bittikten sonra sıra turşu kurmaya gelirdi. Sırçalı küpçüklerle sebzesine göre ve evde en çok sevilen sebzelerin turşusu kurulurdu. Turşu sirkeleri çarşıdan ziyade evlerde hazırlanırdı. Bu sirke ekseriye pekmez için sıkılan üzümün posasından yapılırdı. Buna çıbra denirdi. Turşu hazırlığı bittiktensonra da sıra pastırma ve sucuk yapılmasına gelirdi. Çarşıdan alınan veya evde beslenen kısır inek veya düve kesilerek bir kısmından pastırma, bir kısmından sucuk yapılırdı. Sığır eti sucuğunun sert olmaması için bir veya iki keçi- koyun kesilerek, etleri karıştırılırdı. Pastırmalar denge konulduktan sonra sucuklar doldurulup kurutulur. Ayrıca kışın hazır olması ve çarşıdan et alınmaması için (etlik yapma) denilen kavurma hazırlanırdı. Pazardan alınan 5-6 koyun veya keçi, yada ufak bir sığır, eve getirilen kasap tarafından kesilerek etleri komşuların yardımıyla doğranır, bir kısmı de kemikli olmak üzere kıyma denilen kavurma hazırlanırdı. Kavurma piştikten sonra yardımda bulunmuş olan komşuların evlerine birer sahanın içerisi ekmekli kavurma gönderilirdi ki buna (ekmek salması) denir.
Sıra en son kışlık yakacağı gelir. Ekseriye kışlık yakacak bahardan alınıp kırılarak yapılır, halılar ve kilimler göçlerden çıkartılarak serilir, sobalar kurulur, kışlık giyecek eşyaları bohçalardan çıkarılarak giyime hazırlanır, bundan sonra günlük ev işleri başlardı. |
| | |
05-17-2006, 11:00 AM
|
#37 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | KONYA AİLELERİNDE ESKİ EV ADET VE GELENEKLERİ
Eskiden Konya'lı bir ailenin dört mevsimine göre ayrılmış bir takım adet ve gelenekleri vardı. Bunlar halen bazı yerli ailelerde kısmen görülmektedir. İlkbaharda, Nisan ayının ortalarından sonra ev işleri artardı. Evvela sobalar sökülür, temizlenir, rutubetsiz bir yerde saklanır. Sıra halıların temizlenmesine gelirdiki, ev halkı ile beraber komşuların yardımı da istenirdi. Halılar ve kilimler bahçede veya sokakta çırpılırdı. Halının üzerindeki tozlar süpürülerek naftalin saçılıp katlanır, serin bir yerde muhafaza edilirdi. Bu olaya göç denirdi. Bu arada yataklar ve minderlerin yünleri dökülür, değneklerle döğülür, temizlendikten sonra eski kılıflarına doldurulurdu. Bu eşyanın bazıları göçe konurdu. Odalardan kışlık serecekler kaldırıldıktan sonra bu defe sedir üzerine divan yastıkları üzerine kar gibi beyaz etekleri dantelli işlemeli yaygı ve örtüler serilirdi. Geniş odaların ortasına kilim yayılırdı. Bu işler yapılmadan önce duvarlar kireç ise badana toprak sıva ise "ak toprak" cilası yapılır. Oda taban tahtaları, dolap kapakları, pencere çerçeveleri fırça ile sürtülerek yıkanıp temizlenir, camlar silinirdi. Ev eşyasından sonra, kışlık giyecekler yıkanır, kurutulur, naftalinlenerek temiz bohçalar içerisine konup, göçün üzerine bohça istifi yapılırdı.
Bahar temizliği bittikten sonra sıra sebzelerin kurutulmasına gelir. Taze nane ve maydonoz alınır, bol suda temizce yıkanıp, sapları ayıklandıktan sonar gölgede kurutulurdu. Kurutma işleminden sonra, temiz keselere konarak izbe duvarlarındaki çivilere takılırdı. Meram ve çevresinden bağ evlerine göçülür ve yaz boyunca oralarda oturulurdu.
Eskiden Konya'nın yerlileri, yağ, peynir, yoğurt ve süt ihtiyaçlarını çarşıdan karşılamazlar evlerinde besledikleri inek veya mandıralardan temin ederlerdi. Ayrıca güz ayında etlik yapmak için ve yine kışın kesmek maksadıyla 8-10 kadar koyun ve keçi alınır, ahırın bir tarafına bağlanıp, gündüzleri bahçede veya civar meralarda otlatılırdı. Güz aylarında bahar aylarına kadar ahır kapısı yanında toplanmış olan hayvanların gübreleri, ev halkının veya bu iş için tutulan işçi kadınların yardımıyla yapma veya mayız (tezek) denilen bir eşit kış yakacağı hazırlanır. Bunlar kışın tandıra ekmek yapmak için yakıldığı gibi odun yerine sobada da yakılır. Kuruyan yapmalar tandır civarında yakacak örtmesi veya yakacak damı denilen yerlerde intizamlı olarak kayılırdı.
Yaz Hazırlığı : Meyveler bu mevsimde olur, kışın ev ihtiyacını karşılayacak miktarda vişne, kayısı, erik bahçede varsa ağaçlardan toplanır, yoksa çarşıdan satın alınırdı. Vişne reçelinden başka vişne şurubuda kış için kaynatılırdı. Diğer taraftan kayısı, erik, üzeri karanfille süslenmiş armut ve elma reçelleri hazırlanırdı. İçleri yeşilsırlı çömleklere reçeller doldurulur, ağızları okunup üflenerek ve ağız tadı ile yenmesi temennisiyle ağızları temiz bez örtülerle örtülür ve bağlanır, izbenin serin olan duvar diblerine konulur. Reçellerdensonra sıra kurutmalara gelirdi. Sabah serinliğinde bahçedeki ağaçladan toplanan kayısı, küfelere toplanarak ikindi serinliğinde damın temiz bir yerine örtü vey hasır serilerek kayısılar üzerine ayrılıp kurutulmaya bırakılırdı.
Erik ve diğer meyvalarda aynı tarzda kurutulurdu. Kayısı ve erik meyvası fazla olgunlaşmış durumda olursa süzgeçten geçirilerek, içleri yağlanmış bakır tepsilere pestil yapılmak üzere dökülürdü.
Kışın hoşaflık için vişne, elma kurutulur, bazıları kabukları soyulur dilimlere ayrılarak kurutulmaya hazırlanırdı. Ayrıca yaz mevsiminde evin ihtiyacını karşılayacak nisbette domates salçası çıkarılır, kabak,patlıcan ve biberleri içleri oyularak kurutulurdu. Bazı sebzelerde ince dilimler halinde dam üzerinde kurutulmaya bırakılırdı. Yaz aylarının sonlarına doğru sıra bulgur yapmaya ve nişasta çıkarmaya gelirdi. Bir kış mevsimi tarladan ve buğday pazarından yumuşak buğday alınır. Komşularla yardımlaşılarak bulgur kaynatılırdı. Dama serilmiş olan örtülerin üzerine yayılarak kurutulur, iki günde kuruyan buğday çuvala konarak değirmende öğütülürdü. Bundan sonra sıra kışlık ekmek buğdayına gelirdi. Bir kış yetecekmiktarda bir kaç ton buğday alınır, temizlenip yıkanır, kurutulduktan sonra değirmene ***ürülerek öğütülür ve izbedeki un ambarına dökülür ve çuvallara konurak muhafaza edilirdi.
Sonbahar mevsimin de kış hazırlıkları başlardı. Bu hazırlıklarınbaşında hiç şüphesiz üzüm bağı olanlar için pekmez, kaynatma gelirdi. Bağdan araba veya merkep üzerine yüklenmiş küfelerle üzüm eve getirilir, yakacakdamı yakınında bulunan çaraşhaneye dökülür, salkımlardan iri ve sert olarak seçilerek sicimlerle birbirine bağlanır. İşte bu hazırlanmış Hevenk'ler tavan arası veya izbenin direklerine çakılmış çivilere asılırdı. Çaraşa doldurulun üzümler ayakla ezilmek suretiyle suyu çıkarılır, ak topraktan geçirilen bu şıra üzerinde kaynatılır, leğenden kazana alınarak soğutulmaya bırakılırdı. Pekmez kaynarken bir kısmının içerisine kuru kayısı dilimlenmiş yahut ufak bütün kabak, patlıcan atılarak pekmezli reçel elde edilirdi. Pekmez hazırlığı bittikten sonra sıra turşu kurmaya gelirdi. Sırçalı küpçüklerle sebzesine göre ve evde en çok sevilen sebzelerin turşusu kurulurdu. Turşu sirkeleri çarşıdan ziyade evlerde hazırlanırdı. Bu sirke ekseriye pekmez için sıkılan üzümün posasından yapılırdı. Buna çıbra denirdi. Turşu hazırlığı bittiktensonra da sıra pastırma ve sucuk yapılmasına gelirdi. Çarşıdan alınan veya evde beslenen kısır inek veya düve kesilerek bir kısmından pastırma, bir kısmından sucuk yapılırdı. Sığır eti sucuğunun sert olmaması için bir veya iki keçi- koyun kesilerek, etleri karıştırılırdı. Pastırmalar denge konulduktan sonra sucuklar doldurulup kurutulur. Ayrıca kışın hazır olması ve çarşıdan et alınmaması için (etlik yapma) denilen kavurma hazırlanırdı. Pazardan alınan 5-6 koyun veya keçi, yada ufak bir sığır, eve getirilen kasap tarafından kesilerek etleri komşuların yardımıyla doğranır, bir kısmı de kemikli olmak üzere kıyma denilen kavurma hazırlanırdı. Kavurma piştikten sonra yardımda bulunmuş olan komşuların evlerine birer sahanın içerisi ekmekli kavurma gönderilirdi ki buna (ekmek salması) denir.
Sıra en son kışlık yakacağı gelir. Ekseriye kışlık yakacak bahardan alınıp kırılarak yapılır, halılar ve kilimler göçlerden çıkartılarak serilir, sobalar kurulur, kışlık giyecek eşyaları bohçalardan çıkarılarak giyime hazırlanır, bundan sonra günlük ev işleri başlardı. |
| | |
05-17-2006, 11:03 AM
|
#38 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | Adana Gelenek ve Görenekleri
Adana ve çevresindeki geçiş dönemlerinde uygulanan âdet ve inanmalar Adana halk kültürü içerisinde geniş yer tutar.
DOĞUM
Yaşamın başlangıcı olarak kabul edilen doğum, Adana ve çevresinde doğum öncesinden başlayıp doğum sonuna kadar uzanan bir dönemde, yüzlerce âdet ve inanmanın uygulandığı bir dönemdir. Doktora gitmeyen veya gidemeyen, çocuğu olmayan kadın, gebe kalabilmek için çeşitli yollara başvurur. Bunlardan biri de "ara ebe" ya da "aralık ebesi" adı verilen eli işe yatkın kadınların hazırladığı otlardan yapılmış ilaçlardan yararlanmadır. Çoban Dede diye anılan, şehir merkezinde bulunan bir türbe de çocuk sahibi olmak isteyen kadınların sıkça ziyaret ettiği yerlerden biridir.
Doğacak çocuğun yaşaması için, kadın daha hamileyken yatırlara, türbelere gider ve adaklarda bulunur. Çocuk doğduktan sonra yedi yıl çocuğu başkalarından giydirir, yedi yıl saçını kesmez ya da yedi yıl çocuk için kurban keser. Çocuğu yaşamayan kadına "tıbıkalı" denir. Bu kadınların lohusayı ziyaret etmesi istenmez. Aşeren kadına "yerginliği var" denir. Doğacak çocuğun cinsiyetini öğrenmek için, çiğ bir koyun kellesinin çenesi, niyet tutularak ayrılır; çene kemiğinde et kalırsa doğacak çocuğun kız, et kalmaz cavlak olursa oğlan olacağına inanılır .Bir sonraki çocuğun cinsiyetinin farklı olmasını sağlamak için doğumdan sonra çocuğun eşi ters yüz edilir . Kelle yiyen gebe kadının çocuğunun sümüklü olacağına inanılır .
Doğumun kolay olması için Meryem Ana Eli otu doğum odasında ıslatılır. O açıldıkça doğumun kolaylaşacağına inanılır.Doğum sancısı çeken kadına, doğum kolay olsun diye kocasının ayakkabısından su içirilir .
Çocuk doğduktan sonra, taş gibi güçlü olsun diye ağzına taş konur .Çocuk pişik olmasın, teni kokmasın diye tuzlanır. Çocuk tatlı olsun diye, tuzlamanın ardından vücuduna bal sürülür .Çocuğu ilk yıkayan ona giysi alır. Çocuğun gözlerine sürme çekilir .Çocuk yıkandıktan sonra koltuk altlarına, boynuna reyhan tozu sürülür. Çocuğun göbeği düştükten sonra düşen göbek, okuması için, okulun duvarına; imanlı olması için, cami duvarına; çeyizinin bol olması için, sandığa konur. Ayrıca, göbeğin yüksek binaların üstüne atılmasıyla, çocuğun istikbalinin yüksek olacağına inanılır .
Doğum yapan kadın, kırkı çıkıncaya kadar başına kırmızı tülbent bağlar. Lohusaya yağlı ballı pekmezli bulamaç, közde pişirilmiş ciğer-soğan yedirilir.Çocuğa ilk süt üç ezandan sonra verilir, böylece çocuğun sabırlı olmayı öğreneceğine inanılır. Anne ve çocuğu kötü etkilerden korumak için, ilk kırk gün çeşitli önlemler alınır. Al basmasın diye, lohusamn baş ucuna ayna, tarak, iğne batırılmış soğan, Kur'an konur .Anne ve çocuğun altına bıçak konur .Odada sarımsak bulundurulur. Kapının arkasına satır, karyolanın altına süpürge konur .Aynalar kırmızı bezle kapatılır .Yatağın çevresi kıl iple çevrilir .. Kapıya al bağlanır .dikenli çalı asılır ,Odaya bir kap içinde su konur,Odada ocaklı diye bilinen erkeğin gömleği bulundurulur .Çocuğun başının altına ekmek ufakları konur .Kırk basmasından korunmak için; yeni doğanın yüzü herkese gösterilmez. İki kırklı karşılaşınca iğne değiştirirler .Çocuğu kırk basmasın diye, çocuğun ilk kakalı bezi odanın eşiğine konur .Adetli kadınların ve tıbıkalı kadınların lohusayı ve bebeği ziyaret etmesi istenmez. Bu durumda çocuğun yüzünde yaralar çıkacağına veya anne ve çocuğa bir kötülük geleceğin inanılır.
Adana ve çevresinde, anne ve çocuk yedinci, yirminci ve kırkıncı günlerde kırklama adı ile yıkanır. Yıkama suyu içine altın, taş, çiçekler ve yapraklar atılır. Böylece çocuğun altın gibi değerli, taş gibi güçlü, çiçekler gibi güzel kokulu olacağına inanılır. Kırkıncı günü yapılan kırklama suyunda ise; kırk taş, kırk yaprak veya kırk çeşit çiçek mutlaka konulur. Bazı çevrelerde kırklama farklı bir şekilde uygulanmaktadır. Kırkıncı gün; evde bulunan bütün tabak-çanak, yatak-yorgan yıkanır, lohusa ve çocuk da yıkanır, ayrıca bir kırklama suyu yapılmaz. Lohusayı daha önce ziyarete gelenler de kırkıncı günde banyo yaparlar .
Çocuk, doğumdan sonra yaşına kadar çok hastalanırsa adını yükleyemedi denir ve çocuğun adı değiştirilir. Ali adının çok kullanıldığı çevrelerde, bu adı taşımanın çok zor olduğu, bu kişinin heyecanlı ve sinirli olacağı düşünülür. Kırkından sonra ilk gezmeye çıkışa kırk uçurtma denir. Çocuğun ömrü uzun olsun diye, kırkıncı günü uzak bir yere ***ürülür .Doğumdan sonra bir türlü gelişemeyen, cılız ve hastalıklı çocuğa "aydaş çocuk" denir. Aydaş çocuğun tedavisinde ocaklı birinden veya çocukluğunda aydaş olup da daha sonra sağlıklı olan kişilerden yararlanılır. Aydaş çocuk yaşlı bir ağacın arasından geçirilir, üç hafta tuz ile tartılır. Kurt ağzının iskeletinden geçirilir .Ocaklı bir kimsenin koynundan geçirilir .Dört yol ağzına kazan kurulur, sembolik bir aş olan "aydaş aşı" pişirilir .Çocuk mezarlığa ***ürülür, orada ocaklı birinin koynundan geçirilir. Mezarlığa gelenlerin beraberinde getirdiği bulgurla eve dönünce pilav pişirilir ve topluca yenilir .
EVLENME
Bireyin yaşamındaki geçiş dönemlerinden biri de evlenmedir. Adana ve çevresinde, görücü usulü, anlaşarak, beşik kertme, levirat (kocası ölen kadının ka-ymbiraderiyle evlendirilmesi), kız kaçırma ve akraba evliliklerine rastlanır. Özellikle kız kaçırma ve akraba evlilikleri bölgede dikkati çekecek kadar çoktur. Evlenemeyen gençler, kısmetlerinin açılması için çeşitli yollara baş vururlar. Bunlardan bazıları, hocalara giderek kilit açtırma, muska yazdırma, dört yol ağzında çeyiz açmadır .
Kız istemeye giderken ağzı laf yapan,ağzı lafa yakışacak kişilerle gidilir. İlk istemede kız verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü istemeden sonra kız verilir. Kız verilince iki aile arasında "küçük tatlı", "ağız tatlısı" yenir. Bu arada kıza alınacak takılar, eve alınacak eşyalar, başlık veya anaya verilecek süt hakkı konuşulur. Eskiden "yedi hacet" adı verilen; bir çift Adana burması bilezik, yüzük, küpe, elbise-ayakka-bı-giyecekler, başlık parası, halı-kilim, yatak-yor-gandan oluşan eşya, takılar ve başlık parasının oğlan tarafından verilmesi kesin kuraldı .Bugün bu adla anılmasa da, yine de bunların çoğu yerine getirilmektedir. Daha sonra eş dost ve akrabaların katılımıyla eğlencenin de olduğu büyük tatlı yapılır. Büyük tatlı töreni yapanlardan çoğu nişan yapmaz. Gerek büyük tatlıda gerekse nişanda atkı, atkın ya da kırkım adı verilen takı ve hediye merasimi yapılır.
Adana ve çevresinde, söz, nişan ve düğünde yapılan bütün masraflar oğlan evi tarafından karşılanır. Kız tarafı ise, kızına çeyiz verir, isterse takı takar. Kız tarafının yapacağı yatağın, yorganın ve yastıkların pamuğunu oğlan evi gönderir. Düğüne davet okuntuyla yapılır. Okuntu davet edilecek kişinin ağırlığına göre; kibrit, çay bardağı, mendil, çorap, gömlek ve elbiselikten oluşur. Oğlan tarafı kız tarafının da dağıtacağı okuntulukları alır ve kız evine verir. Düğün yemekleri; yüksük çorbası, ekşili köfte, davul aşı (etli dövme pilavı), etli kuru fasulye, pilav, patlıcan dolması veya yaprak sarmasından oluşur.
Düğün, pazartesi veya perşembe günü oğlan evine bayrak dikimiyle başlar. Bayrağın ucuna ayna, soğan, portakal takılır. Pazar günü gelinin gelmesi ve bayrağın indirilmesiyle düğün sona erer. Pazartesi günü de duvak yapılır. Bayrak, gerdek gecesi damat veya sağdıç tarafından, aynaya nişan alındıktan ve aynanın kırılmasından sonra indirilir.
Köylerde yapılan bazı düğünler kesimlidir. Kesimli düğüri'lerde, davulcular gelen konukları karşılar, konuğun ikramını yapar, konuğun önünde çeşitli figürler yaparak ondan para alır. Konuklar "caba", "çaba" adı ile anılan bu parayı düğün sahibine verilmek üzere davulculara bırakırlar. Bu tür düğünlerde, düğünü yönlendiren, çoğunlukla akrabadan biri olan ve abdal ağası adı verilen kişidir.
Düğünün başladığı gün veya ertesi gün, kız evinden alınan çeyiz oğlan evine ***ürülür. Kız evinden çeyiz çıkarılmadan önce, çeyizde bulunanların tümü tek tek bir kâğıda yazılarak çeyiz senedi hazırlanır .Çeyiz senedi taraflar ve şahitler tarafından imzalanır, muhtar tarafından mühürlenir. Daha sonra, kırmızı kurdelelerle bağlanmış yorganlar, yataklar, yastıklar, mutfak eşyaları, beyaz eşyalar görülecek şekilde üzerinde bayrak asılı kamyona yerleştirilir. Halılar kamyonun yan taraflarından sarkıtılır, davul zurna eşliğinde Baraj'a gidilir, çeyiz sudan geçirilir. Çeyizi ***ürenler ve almaya gelenler burada oyunlar oynayıp, halaylar çekerler.
Şehirdeki düğünlerde gelin hamamı geleneğine rastlanır. Hamam tasları ve zılgıtlar eşliğinde, hamamda geline kına yakılır. Hamama gidenlerin her biri gelini yıkar, türküler söylenir, oyunlar oynanır. Hamamda konuklara kebap veya kısır, meyve ve içecek ikram edilir.
Adana ve çevresinde kına gecesi törenleri, ekonomik ve kültürel değişime bağlı olarak, eskiye oranla küçülmüştür. Eskiden, âşıklarla türküler söylenerek kız evine gelen kmacılara, kız evi tarafından çeşitli oyunlarla zorluklar çıkarılırdı. Kınacı, et satırı veya balta, telis çuvalı parçası, eskimiş süpürge ve ayna olarak da ekmek sacı ile sözde "tıraş" edilir, oyunlar çıkarılır, gelenlere bilmeceler sorulur, bilemeyen kı-nacı ağaca asılır ya da cezadan kurtulmak için para verirdi .Akşam dışarıda ateş yakılır, ateşin ebesi ateşe yaklaşmak isteyenlerle mücadele eder, bu arada herkes ebeyi düşürmeye çalışırdı .Ateşin etrafında oyunlar oynanır, halaylar çekilir, âşıklar türküler söyler, atışmalar yapardı .Gelinin yengesi ile damadın yengesi oyunlar çıkarır, tazı-tavşan oyununu oynarlardı .
Günümüzde köy düğünlerindeki kına gecesi törenlerinde, az da olsa bu geleneklere rastlıyoruz. Kına gecesi, cumartesi günü veya gecesinde yapılır. Oğlan evi kızın giyeceğini, kınasını, çerezi ve mumları, kına davarıyla birlikte davul zurna eşliğinde kız evine getirir .Kız evine gelirken, yolda, kız evi tarafından hazırlanmış çeşitli oyunlarla ve zorluklarla karşılanır. Kına, gelinin yengeleri veya bahtı açılmamış bir kız tarafından yoğrulur. Köfte şekline getirilen kınalar tepsiye dizilir. Üstlerine mumlar dikilir, mevsim çiçekleri serpilir. Genç kızlar kına tepsisini, kına türküleri eşliğinde, başları üstünde ortaya getirirler. Tepsi başlarında, gelinin etrafında oynarlar. Gelin oturtulur, başına kırmızı şifon örtülür, kına türküleriyle övülür, geline öğütler verilir. Gelin ne kadar çok ağlarsa, o yıl o kadar bereket olacağına inanılır. Gelinin başı üstünde "kelle şeker" kırılır. Gençler şekeri kapışırlar. Şekerden bir parça ayrılır, gerdek gecesi bununla gelin ve damat için şerbet hazırlanır. Gelin oyuna kaldırılır. Daha sonra geline kına yakılır. Gelinin avcuna kına yakılırken para konur. Tepsideki kınalar, gençler tarafından kısmetlerinin açılması için kapışılır. Oğlan evinde de kına yapılır. Buradaki kına, gece geç saatlere kadar sürer. Güreşler tutulur, ateşler yakılır, oyunlar oynanır, yüzük yarışı yapılır .Damadın serçe parmağına kına yakılır. Erkeklerden biri kadın kılığına girer, çeşitli muziplikler yapar, eğlenirler .
Kınadan sonra kırkım töreni başlar. Kırkım ya da atkın adı verilen bu tören, nişanda ve kına gecesinde kız evinde, gelinin oğlan evine geldiği gün de oğlan evinde yapılmaktadır. Kız ile oğlan masanın başına getirilir. Koluna bir yazma veya havlu bağlanmış bir erkek "atkın"ın ya da "kırkım"ın başladığını ilan eder. Oğlan tarafının en yakmıyla atkın başlar. Sonra, kız tarafına sıra gelir. Parayı atan veya hediyeyi veren kişinin adı yüksek sesle oradaki topluluğa duyurulur. Nişanda ve kınadaki kırkımda, daha ziyade mutfak eşyaları ve para verilmekte, toplanan para ile kızın çeyizinin eksikleri tamamlanmaktadır. Oğlan evinde yapılan kırkımda ise, daha çok para armağanı yapılmaktadır.
Düğünün son günü gelin alma veya gelin çıkarma günüdür. Oğlan tarafı gelin almaya süslenmiş arabalarla ve davullarla gider. Eskiden gelin atla ***ürülürdü. Gelinin bineceği at, çevrenin en gözde atı olurdu. Atın başı kız tarafının hazırladığı şifon ve peşkirlerle süslenirdi. Kızın dokuduğu nakışlı heybe atın üstüne atılırdı. Gelinin ve atın başına ayna takılırdı. Gelinin evinden çeyizler develere yüklenir, develer gelin alayı ile birlikte giderdi. Develere takılan çanlar devenin yürüyüşünün ahengiyle çalardı8. Gelin alayı yolda giderken, kız evi tarafının hazırladığı çeşitli oyunlar ve zorluklarla karşılaşır. Tıpkı kınada olduğu gibi gelin alma gününde de oğlan evi epeyce zorlanır. Bahşiş almadan geçmelerine izin verilmez. Gelen oğlan evi, gelin çıkıncaya kadar oyunlar oynar, halaylar çekerler. Kızın akrabaları, kızı öven veya ona öğütler veren türküler söylerler. Erkek kardeşler kıza "kuşak" bağlar. Gelin ana babası ve kardeşleriyle vedalaştıktan sonra ana evinden uğurlamr.
Bu arada, oğlan evinden gelini almaya gelen yakınları, yeni evlilerin muratları olsun diye, kız evinden çiçek çalar. Evlilikleri uzun ömürlü olsun diye, bakır kap çalar .Kız kısmetini de beraberinde ***ürsün diye bir tabak bir kaşık çalar . Kız gittiği eve çivi gibi bağlansın diye çivi çalar.Kız tarafı, gelinin gittiği evde kısmeti bol olsun diye, eline bir parça ekmek verir .
Gelin oğlan evine gelince arabadan hemen inmez. Arabanın üstüne bir tepsi konur ve "kırkım" başlar. Önce kaympeder verir, indirmelik bağ, bahçe, hayvan olabilir. Ardından oğlan evinin yakınları para veya altın verirler. Gelin arabadan iner. Kaynana ve kayınpeder çekilmekte olan halaya katılırlar. Kaynana, gelinin başına arpa, leblebi, kuru üzüm, bozuk para atar. Gelin evin eşiğine gelince eline verilen bardak veya şişe veya testiyi kırar. Böylece gelinin kalp kırmayacağına,evliliğinin dağılmayacağına . inanılır. Yağ-bal sürülmüş yaprağı veya mayalı hamuru kapıya yarım yarım, içeriye kaynananın kolunun altından girer .Yanına bir kız bir erkek çocuk getirilir. Bunlar, oklava ile gelinin duvağını açarlar .Gelinle damat odaya girer, getirilen şerbeti yarım yarım içerler. Dışarıda oyunlar devam eder.
Gerdekten önce özne övme yapılır. Bekâr arkadaşları damadı alır, gezdirir, eğlendirirler. Sağdıçlar damadı ortaya alır, boyunu poşunu mertliğini manilerle överler. Çeşitli oyun ve şakalarla damat giydirilir. Daha sonra, türküler söyleyerek, manilerle eve getirilir, sırtı yumruklanarak içeriye sokulur.
Gerdeğin ertesi günü duvak günüdür. Bu günde duvak mevlidi okunur. "Çarşaf günü", "çarşaf mevlidi" olarak da anılır. Köylerde duvak günü öğle öncesinde toplanılır. Konuklara bu gün için kesilen davardan öğle yemeği ikram edilir. Kasaba ve şehirlerde, öğleden sonra toplanılır, gelenlere bisküvi-lokum-pasta ikramı yapılır. Son zamanlarda, özellikle şehir merkezinde, duvak, düğünün üçüncü günü yapılmaktadır. Duvak gününe kadınlar çağrılır, bu günde yaygın olarak mevlit okutulur. Mevlidin ardından, kızın oğlan evi bireyleri için getirdiği bohçalar konuklara gösterilir ve sahiplerine verilir. Kaynana gelinin kendisi için hazırladığı mindere oturtularak, kaynana bohçasından giydirilir. Duvağa gelenler gelinin evini gezerler, daha önce hediye getiremeyenler, hediyelerini bugün getirirler. Duvakta, gelen konuklara boncuklu tülbent verilir.
Duvak gününde de çeşitli davranış kalıplan görülür. Bunlardan bazıları: Gelinin başına duvağı örtülür. Bu duvağı, bir oğlan ve bir kız çocuğu alıp, kaçırır, damattan bahşiş alır .Ortaya bir yastık konur. Gelin yastığın etrafında üç kez döndürülür. Yönü kıbleye çevrilir, diz çöktürülür .Mevlitten önce, ortada bir sehpa üzerine, tuz, şeker, gül suyu ve şerbet konur. Mevlit bittikten sonra, okunmuş tuz ve şeker gelin tarafından tadılır, sonra bu tuz ve şeker, gelinin evdeki tuz ve şekerinin içine eklenir. Ardındangelin, bir dilek tutar ve sehpayı üç kez salavat getirerek kaldırır .Eskiden, duvak günü gelin, sabah erkenden kalkar, düğünde kesilen davarların paçalanyla paça çorbası pişirir, gelen konuklara bu çorbadan ikram edilirdi. |
| | |
05-17-2006, 11:05 AM
|
#39 (permalink)
| | Administrator
Üyelik Tarihi: Dec 2002 Nerden: izmir
Mesajlar: 27.796
Tecrübe Puanı: 79  | Adana'da Asker Uğurlama
Karşılama Törenleri
Köyde gençleri askere uğurlamak önemli bir olaydır. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden on, onbeş gün önce bütün işlerden el çektirilir. Delikanlı bu süre dinlenir gezer, eğlenir. Tüm tertipler son günlerinde birbirlerini evlerine davet ederek birbirlerine ziyafet çekerler. Davetlilere çerez ikram edilir, çalıp oynanır. Ailesinin maddi durumu iyi olanlar ise davar kesip mevlit okuturlar. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden önce bütün akrabalarını ve yakın dostlarını ziyarete gider. Ziyarete çıkmasa bile akraba ve yakın dostlar, genci yemeğe davet ederler. Bu yemeği veda yemeği şeklinde düzenlerler. Ziyaret ettiği akrabalar askere uğurlama sırasında belli bir miktar para verirler. Bu paranın miktarı önemli değildir, önemli olan verilmesidir. Bu bir gelenektir. Delikanlının askere gideceği yerin belli olacağı gün köydeki bütün gençler toplanarak giderler. Askere gidecek genci yalnız bırakmazlar.
Asker adayı yola çıkmadan bir veya iki gün önce davetlilerle birlikte türbe ziyaretine gidilir. Bu ziyaretlere asker adayının ***ürülüş amacı, askerden sağ salim gelmesi için yardım dilemektir. Delikanlı kurban adar. Bazı aileler kına törenini yönetecek kına bayraktarını çağırır, bayraktar kına yakılırken kına ve asker duası okur.Askere gidecek gencin ailesinin durumu uygunsa mevlit okutur. Mevlit gencin askerliğini kazasız belasız bitirmesi için okutulur.
Askere gideceği gün davul zurna getirtilir, Askere gidecek delikanlının arkadaşları evin önünde oynarlar. Evden ayrılırken üç el ateş edilir. Genci şehre ***ürecek araba gelin arabası gibi süslenir. Oğlanın koluna kırmızı kurdele bağlanır. Genci genellikle akşam gönderirler, otogarda herkes toplanır. Genç ailesi, yakın akrabaları, dostları ve köyün gençleri tarafından davul zurna eşliğinde uğurlanır. Gençler toplu halde halay çekerek genci oynatırlar. Vedalaşılırken gencin cebine para veya mendil konur. Delikanlının uzun süre ailesinden uzak kalacağı için her isteği yerine getirilir. Otobüse binmeden önce herkesle vedalaşır. Annesiyle vedalaşırken annesi oğluna simitten bir parça ısırttırır, simidi saklar. Simit evde bir odaya asılarak delikanlı askerden gelene kadar saklanır. Kısmetinin onu geri getireceğine inanılır. Genç askerden döndüğünde simit suda ıslatılarak kuşlar yesin diye atılır. Delikanlı eğer sözlüyse, sözlüsü ona bir mendil hediye eder. Bu dantelli mendili genç kız eliyle işler. Delikanlı bu mendili askerde kesinlikle kullanmaz, askerden geldikten sonra da saklar; bu gelenektir. Askere gidecek gencin durumu iyi değilse köyde para toplanarak gence asker harçlığı verilir.
Asker dönüşü için kurban adanmışsa kurban kesilir. Kurban eti ya eve sokulmadan fakirlere dağıtılır ya da akraba ve komşular çağırılarak yemek verilir. Son yıllarda askere gönderme ve asker karşılama törenleri daha da canlı bir biçimde yapılmaya başlanmıştır.
ÖLÜM
Halk kültüründeki geçiş dönemlerinden biri de ölümdür. Adana ve çevresinde ölümle ilgili gelenek ve görenekleri; ölümden kaçınmak için uygulanan davranışlar, ölüm olayı çevresinde uygulananlar ve ölenin ardında kalanların uyguladıkları davranışlar olmak üzere, ölüm etrafında kümelenmiş olarak görmek mümkündür.
Ölüm çevresinde uygulanan âdet ve inanmalarda, dinsel yönü ağır basan pratikler yanında, büyüsel pratiklerin de yoğun bir şekilde yer aldığı görülür. Rüyaların, birtakım nesnelerin ve bazı hayvanların ölümü çağırdığı düşünülür. Bu düşünceyle, ölümü uzaklaştırmak için ölümden kaçınma davranışlarında bulunulur.
Bir evin bahçesinde köpeğin uluması veya baykuşun ötmesi uğursuzluk kabul edilir. Rüyada ev yıkımı görülürse ,gelinlik giyilirse ,çıplak biri görülürse ,mezarlık veya tabut görülürse ,çokça odun ve kazan görülürse , ölüm olacağı düşünülür. Ayakkabının ayaktan çıkarılırken ters düşmesi ,ikindiden sonra komşuya un, tuz, süt ve kazan verilmesi,iyi kabul edilmez.
Bir ölüm olayının ardından uygulanan bazı âdetler de, başka bir ölümün olmaması içindir. Cenaze yıkanırken çoluk çocuk uyandırılır. Cenaze için ısıtılan suyun kazanı ters çevrilir. Küçük çocuklar cenazenin ardında kalmasın diye, cenazenin önünden geçirilir .Cenazenin yıkandığı yere, içinde oklava olan bir ibrik konur .Cenaze evden çıktıktan donra bir tabak içinde, bulgur-soğan ve yağ "rızkı da beraber gitsin" diye, bir fakire verilir. Cenaze evden çıkarken ardından oklava atılır .Cenazenin ardından, ev temizlenir, süpürülür. Yatağı sökülür, yıkanır, havalandırılır. Evde yedi türlü baharat, üzerlik, buhur tüttürülür .
Hastanın öleceğinin anlaşılmasıyla birlikte, çevresinde bulunanlar birtakım dinsel işlemleri uygulamaya başlarlar, islami usullere göre yapılan bu işlemlerle, hastanın öte dünyaya imanlı gideceğine inanılır.
Cenazenin, zorunluluklar dışında, bekletilmesi iyi karşılanmaz. Bir an önce gömülmesi gerekir. Böylece ölenin de ruhunun rahat edeceğine inanılır. Akşam ölen gömülmez, "yer mühürlendi" denir .Cenaze suyu içine gül, reyhan, murt dalı, portakal yaprağı, mantuvar çiçeği atılır .Cenaze yıkanırken başının altına murt dallan konur. Bu dalların yaprakları orada bulunanlara dağıtılır, dua okurlar. Okunmuş yapraklar, çörek otuyla birlikte kefenin içine atılır. Gelinin evlenirken kesilen, daha sonra sandıkta saklanan "kâkül"ü varsa o da kefenin içine konur .Kefen gül suyu ile ıslatılır, "günlük" yakılarak tütsülenir. Kefen ölünün yıkanacağı yere kadar el üstünde ***ürülür .Kefenlemeden önce cenazenin yakınları çağrılır, el öptürülür .Kefenden artan parça, bir fakire ya da çocuğu olmayan bir kadına verilir .Kefenleme işlemi sırasında etrafta üzerlik tüttürülür .Bazı çevrelerde, kefenin içine taze çiçekler konur, ölünün başı çiçeklerle örtülür .
Ölü yıkama işlemi köylerde ve kasabalarda kapalı bir alanda, şehir merkezinde ise mezarlıkta yapılmaktadır. Cenaze namazı da gelen cemaatla birlikte mezarlıkta kılınmaktadır. Ölü toprağa konulduktan sonra, gözü arkada kalmasın, dünyadan doyumlu gitsin diye yüzüne toprak atılır, ağzına toprak konur. Ölen kişi kadınsa mezarın başına kırmızı yağlık, erkekse beyaz şifon, askerse bayrak bağlanır. Ölen genç kızsa, mezarın üstüne çeyizinden bir bohça konur .
Ölü mezara konduktan sonra uygulanan pek çok âdet ve inanma da bulunmaktadır. Bunlarda amaç; ölünün öte dünyada rahat etmesi, günahlarından arınması, geride kalanları tedirgin etmemesi ile birlikte, kalanların acılarının hafifletilmesi ve bu duruma alışmalarının sağlanmasıdır. Bunun için, ölünün gömüldüğü gün ölü evine "kazma-kürek yemeği" denilen yemek, komşular tarafından getirilir .Ölü evinde yemek pişmez, yedi gün yemeği komşular getirir. Baş sağlığı dileğine gelenler lokum, çay, şeker, bisküvi, kolonya getirirler. Gelenlere lokum ikram edilir. Ölü evinde, ölünün üçüncü günü helva yapılır, yedinci günü "yedi yemeği" hazırlanır .Ölü için verilen yemek, cenaze sahibinin ekonomik durumuna göre, pilav-hoşaf, haşlama et-yufka, dövme pilavı-kuru fasulye, lahma-cun-tatlıdan oluşmaktadır. Kırkıncı ve elli ikinci günlerde de kimileri helva veya aşure yaparak dağıtmaktadır.
Ölenin ardından giysileri, çarşafları ve çamaşırları yakınları tarafından yıkanarak bir fakire verilir. İhtiyacı olanların alması için ölenin ayakkabıları ve giysileri dört yol ağzına bırakılır .Ölenin en yeni giysisi, gözü arkada kalmasın diye, mezarının üstüne bırakılır.
Adana ve çevresinde ölenin ardından ağıt yakma geleneğine rastlanır. Köylerde bu işi ağıtçı kadınlar yapar. Ağıtçı kadın cenaze evinde, ölenin giysilerini odadakilere göstererek, ölenin iyiliklerini, güzelliğini, yiğitliğini anlatarak maniler söyler, etraftakileri ağlatır.
Sonuç olarak, Adana ve çevresi, halk kültürü bakımından oldukça zengin motifler taşır. Bu motifler geçmişten günümüze değin çeşitli kültürlerin de etkisiyle çeşitlenmiş, zenginleşmiştir. Bölgenin son yıllarda yaşadığı hızlı toplumsal değişme ve gelişme geleneksel kültürdeki değişimi de başlatmıştır. Kırsal kesimden kente doğru gidildikçe giyim kuşamda görülen değişim, geleneklerde ve göreneklerde yansımasını bulmuştur, insan yaşamının geçiş dönemlerinde uygulanan davranış kalıpları da, zaman içerisinde biçim değiştirmiş; düğünlerin süresi kısalmış, çeyizlerin türleri değişmiştir. Artık, hamile bir kadın doğacak çocuğunun cinsiyetini öğrenmek istediğinde, en yakın sağlık kuruluşuna veya hastaneye giderek ultrason aygıtından yararlanabilmektedir. Ancak, gelişen teknolojiye ve değişen yaşam koşullarına rağmen halk kültüründeki gelenek ve görenekler, dün olduğu gibi bugün ve yarın da halkın yaşamında varlıklarını sürdüreceklerdir.
Geleneksel Yiyecek ve İçecekler
Adana yöresinin zengin bir yemek kültürü bulunmaktadır. Bu yemek kültürünün bu kadar zengin olmasının nedeni çeşitli kültürlerin etkisinde kalması ve onların yemekleri ile kendi yemeklerini damak zevkine uygun olarak birleştirmesidir. Adana yemeklerinin en önemli özelliği un, bulgur, et sebze ile çeşitli baharatların çok kullanılmasıdır.Yemeklerin yanında bol yeşillik ve değişiksalatalar yenir. Aynı zamanda süt, yoğurt, peynir, çökelekte bol miktarda kullanılmaktadır. Özellikle etli yemekler sebze ile birleştirilerek yapılır. Bakliyat türleri ile sebze yemekleri ve çorbalarda bol miktarda kullanılmaktadır. Çorbalardan kesme ya da hamur çorbası, yüksük çorbası, düğün çorbası; sebze yemeklerinden, süllüm, mercimekli ıspanakbaşı, kabak çintmesi; bulgur yemeklerinden ekşili topalak, sarımsaklı köfte, içli köfte; sakatat yemeklerinden şırdan dolması, karın dolması; içeceklerden şalgam suyu, aşlama(meyan kökü) ayran, kaynar;tattlılardan taş kadayıf, karakuş tatlısı, nemse tatlısı, halka tatlısı ve bici-bici.
__________________ |
| | |
11-21-2008, 10:33 AM
|
#40 (permalink)
| | Banned
Üyelik Tarihi: May 2008
Mesajlar: 105
Tecrübe Puanı: 0   | Kulturel zenginliklerle dolu bir ulkiz.Paylaştıklarınıza teşekkurler.. |
| | | | Konu Seçenekleri | | | | Modları Göster | Normal Mod |
Yetkileriniz
| Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir. Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir. Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir. Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir. HTML-KodlarıKapalı | | | Bütün Zaman Ayarları WEZ olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:36 PM . | |