Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-17-2006, 09:05 AM   #11 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Bursa Gelenek Ve Görenekleri

Yaşamın temel dönüm noktalarından biri olan evlenme, hem kadın ve erkeğin yaşamını birleştirmesi açısından bireysel; hem de aile ve akrabalık bağlarının kurulması açısından toplumsal bir olgudur. Özellikle küçük köy topluluklarında düğün, köyün tamamını içine alan bir faaliyet olması nedeniyle bir bayram anlamı kazanır. Evliliğin aşamaları sırasında yapılan törenlerin bazıları yeme-içme, eğlence havası içinde geçerken, bazıları ağıt görünümündedir.

Evliliğin tümünü içine alan töre ve törenlerin sergilendiği aşamalar şöyle sıralanabilir:

Düğün öncesi

Görücülük, dünürcülük, kız isteme

Söz kesme , Şerbet ,Nişan

Düğün okuntusu
Çeyizin gitmesi ve sergilenmesi

Gelin hamamı , Düğün ,Kına gecesi , Gelin alma ,Nikah , Gerdek , Gerdek ertesi

Düğün sonrası uygulamaları

Evlilik kararının verilmesinden sonra yapılacak ilk iş damat adayı için eş seçimidir. Özellikle geleneksel kesimde eş seçimi öncelikle erkeğin anne-babasının öncülüğünde yapılırdı. Son zamanlarda bu durumun yavaş yavaş değişmeye başladığı görülmektedir. Gençler ya doğrudan kendileri tanımak suretiyle evleneceği kişileri seçmekte ya da hep birlikte karar verilerek uygun eş seçilmektedir.

Görücü usulü olarak literatüre geçmiş olan evlilik türünde önce erkeğin annesi ve aileye yakın kadınlar kız tarafına giderek kızı görürler. Kız beğenildikten sonra damada gösterilir, o da beğenirse kızın istenmesine karar verilir.

Kız evine gidilerek kızın babasından istenmesine dünürlük, dünürlüğe gitme, elçiliğe gitme gibi isimler verilir. Ailenin ileri gelen kadınları ve erkekleri daha önce belirlenmiş olan hayırlı bir günde (genellikle Perşembe ve Pazar günleri uğurlu gün sayılır) kızı Allahın emri peygamberin kavliyle ailesinden istemek üzere giderler.

Ancak kız evi biraz da naz evi olması nedeniyle ilk istemede kız verilmez. Birkaç defa daha kız istendikten sonra, kız evi yeterince düşündükten sonra olumlu cevabı oğlan tarafına bildirir. Böylece karar verildiği için söz kesilmiş olur. Tarafların isteğine göre bazen aynı gün gelin damada nişan yüzükleri de takılır, bazen de ayrıca düzenlenecek nişan töreninde bu işlem gerçekleştirilir. Söz kesildikten yaygın bir gelenek olarak arada tatlılığı sağlamak dileğiyle şerbet içilir. Şerbetin içilmesi artık kızın kesin verildiği ve evlilik kararının kesinleştiği anlamına gelir. Ayrıca söz kesme sırasında aileler nişan ve düğün tarihleri, alınacak eşyalar ya da başlık parası miktarı gibi konuşmalar da yaparlar.

Her iki taraf da hazırlıklarını tamamladıktan sonra kız evinde daha çok kadınların katılımıyla nişan töreni yapılır. Erkek tarafı gelin için alınan takıları takar ve diğer hediyeleri verir; karşılığında kız tarafı da hediyeler verir. Nişan töreni isteğe bağlı olarak yemekli de olabilir. Eğlencelerle bu mutlu olay aynı zamanda kutlanmış olur. Nişan, hem evliliğe atılan bir adım, hem de her iki taraf için bir tanışma ve uyum, düğün için kararlaştırılan sürenin başlangıcı anlamlarına gelmektedir. Eğer taraflar arasında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkarsa nişan bozulabilir. Ancak bu, hiçbir zaman tercih edilen bir durum değildir.

Bundan sonra düğün aşaması gelmektedir. Öncelikle çevredeki insanların düğüne çağrılması gerekmektedir. Düğüne çağrı aşamasında son zamanlarda daha az uygulanan bir gelenek de köyde bulunan kişilere okuntu dağıtmaktır. Okuntu için bir anlamda düğün davetiyesidir demek mümkündür. Bunun için uygun bir kişi görevlendirilir ve bu kişi köyü dolaşarak okuntuyu dağıtır. Okuntu, daha önceden hazırlanmış bir parça kumaş, bir mendil, bir yazma gibi hediyeler olabileceği gibi, şeker, börek gibi yiyecek türünden şeyler de olabilir. Bunlar düğün okuntusu olarak dağıtılırken misafirler düğüne davet edilmiş olur.

Masallarda her ne kadar kırk gün kırk gece süren düğünlerden söz edilse de, Anadoluda düğünler genellikle üç gün sürmektedir. Son zamanlarda ise yalnız hafta sonları olan iki günlük düğünler hem ekonomik hem de sosyal açıdan tercih edilmektedir.

Evlenme olayının temelini teşkil eden düğün de iki ana bölümden oluşmaktadır:
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:07 AM   #12 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Düğünden bir gün önce kız evinde ve oğlan evinde yapılan törene kına gecesi denir. Kına gecesi her iki tarafta da yapılabilir, ama yoğun olarak ve daha detaylı bir biçimde kız evinde kadınlar arasında yapılır.

Kına gecesinin yapılacağı gün erken bir saatte erkek evinin çatısına bayrak asılır. Bayrak, özel olarak seçilen bayraktar tarafından, kalabalık grubun da eşliğiyle eğlencelerle toplu olarak asılır. Bazı yerlerde bu eğlence sırasında bayrak ekmeği denilen yemek orada bulunanlara ikram edilir. Bayrağın asılması düğünün başladığının resmen ilan edilmesi demektir.

Kına gecesinin olduğu gün ya da birkaç gün öncesinde gelinin çeyizleri kız evinden alınır, oğlan evine getirilerek gelinin odası hazırlanır. Gelinin çeyizleri bazen düğünden birkaç gün önce kız evinde, bazen de düğün ve sonrasında oğlan evinde sergilenerek misafirlere gösterilir. Çeyiz kız evinden alınırken bir kişinin sandığın üstüne oturarak bahşiş istemesi oldukça yaygın olarak rastlanan geleneklerdendir. Kına gecesinin olduğu gün aynı zamanda günün erken bir saatinde erkek tarafından bir grup kadın, o gece yakılacak kınayı, gelinin giysilerini ve misafirlere ikram edilecek yiyecekleri eğlencelerle kız evine ***ürürler.

Kına gecesinde kız evinde toplanan kadınlar bir süre eğlendikten sonra, açıklı türküler söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Daha önceden suyla yoğrulan kına bir tepsi içerisinde etrafına mumlar dizili şekilde ortaya getirilir. Bazı yerlerde önce geline kına yakıldıktan sonra misafirlere de kına dağıtılır; bazı yerlerde de o sırada orada bulunanlara kına dağıtıldıktan sonra herkes gittikten sonra geline kına yakılır. İsteğe bağlı olarak gelinin ellerine, ayaklarına ve saçına da kına yakıldığı olur. Genellikle kınanın yoğrulması, dağıtımı ve geline kına yakılması işlerinde başı bütün olarak adlandırılan mutlu evlilik sürdüren bir kadının görevlendirilmesine dikkat edilir. Gelinin bir eline kadın, bir eline de genç kız kınayı koyar. Kına yakılmadan önce gelinin avuç içine bozuk para ya da altın konur.

Kına gecesinin ertesi günü hem gelin alma günü hem de esas düğün günüdür. Her iki tarafta da konuklara yemek ikram edilir, genellikle davul-zurna eşliğinde eğlenceler yapılır. Gelin alma günü erken saatlerde oğlan evinde damat tıraşı, güvey giydirme gibi adlar alan törenler yapılır. Kız evinde de gelinin hazırlanması söz konusudur. Bunun için köylerde her zaman bütün düğünlerde görev alan, genellikle düğün yemeğini de hazırlayan aşçı kadınlar görevlendirilir. O gün oğlan tarafından konuklar toplanarak kız evine gelin almaya gelirler. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi ya da amcası tarafından beline gayret kemeri de denen kırmızı kuşak bağlanır. Gelin ailesiyle vedalaştıktan sonra hayır dualarla, bazen ilahilerle bazen de davul-zurna eşliğinde eğlencelerle evden çıkarılır. Gelin evden ayrılırken geride kalan bekar arkadaşları da evlenebilsin diye birtakım şeyler yapar. Örneğin, henüz bitmemiş bir çorabı sökerek evden çıkar ki, diğer kızlar da çorap söküğü gibi evlenebilsinler... Gelin baba evinden çıkarken olsun oğlan evinin kapısından girerken olsun evliliğin yolunda gitmesi, çiftin mutlu olmasını sağlamak için birtakım dinsel-büyüsel işlemler yapılmaktadır. Örneğin, gelin evden çıkarken arkasından ayna tutularak aydınlık bir hayatının olması isteği ifade edilir. Aynı şekilde oğlan evinin kapısından girerken kapının eşiğine ve tavanına yağ, bal gibi şeyler sürdürülerek gelinin yeni evindeki kişilerle iyi geçinmesi sağlanmaya çalışılır.

Gelinin başından şeker, bozuk para, kuruyemiş gibi şeyler atılarak bolluk-bereket getirmesi dileği ifade edilir.

Düğün olduğu akşam, erkek tarafında kalmış az sayıda misafire yemek verilir ve gelinle damadın imam nikahı kıyılır. Önceleri resmi nikah düğünden sonra herhangi bir tarihte yapılabilirken, son zamanlarda düğün öncesinde resmi nikahın mutlaka yapılmış olmasına özen gösterilmektedir. Genellikle düğün alışverişi için taraflar bira araya geldiklerinde resmi nikah da yapılmaktadır. İmam nikahı kıyılıp dualar okunduktan sonra gelinle damat kendi odalarında bir araya gelirler. Bu sırada gelinle damadın uyumlu bir biçimde birlikte olabilmelerini sağlamak amacıyla da birtakım dinsel büyüsel işlemlere başvurulur. Örneğin, odanın kapısına bir bıçak saplamak, kapı önünde bir kilidi açmak vb. Bunun dışında orada bulunan kişilerin ellerini ve kollarını bağlamamaları istenir. Daha önceden kız tarafından o gece yenmek üzere özel olarak hazırlanmış ve gelinin sandığına konmuş olan yiyecekler ve başka şeylerin de bulunduğu yemek tepsisi odaya bırakılır. Bazı yerlerde tepsiye tek kaşık, tek çatal, tek bardak konarak gelinle damadın bunları ortaklaşa kullanmaları sağlanır. Böylece birbirlerine daha çabuk ısınacaklarına inanılır. Bu aşamada gelinin masum ve temiz olduğunun simgesi olan çarşafa bakma adeti gündeme gelir. Düğünde görevli olan yenge ya da aşçı kadın tarafından gelinin durumu öğrenilerek ailelere bildirilir. Bazen de gelinin bakire çıkmaması durumunda baba evine gönderilmesi söz konusudur.

Düğünün ertesi günü duvak günü, yüz açımı, baş bağlama gibi adlar altında birtakım eğlenceler düzenlenir. Bu eğlence daha sade bir biçimde yalnız kadınlar arasında yapılır. Önceleri duvak günü eğlenceleri sırasında gelin çeşmeye ***ürülerek su getirmesi sağlanırmış. Gelin hamur yoğurup börekler yaparmış. Böylece eve bolluk bereket gelir inancı varmış. Ancak bunlar artık unutulmuş geleneklerdir. Duvak günü eğlenceleri de pek çok yerde yapılmamaktadır.
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:08 AM   #13 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
** Kırşehir Gelenek ve Görenekleri **

* Nişan

Kırşehir ve yöresindeki evlenme geleneklerinin büyük kısmı diğer illere benzemektedir. Ancak farklı uygulamaları da görebiliyoruz. Evlenme çağına gelen (askerliğini yapmış, iş sahibi olmuş) oğlu olanlar , nişan ve düğün törenleri ile hamamları gezerler , kız beğenmeye çalışırlar. Kız beğenildikten sonra ailenin veya çevrenin saygınlığını kazanmış kişiler ;dünür; gönderilir. Sohbetler sürerken çaylar gelir. Bu arada ağzı laf yapabilen dünürlerden biri tekerleme haline gelmiş ,;Yedik içtik ölçüp biçtik , gelene niye geldin denilmez, Allah;ın emrine karşı gelinmez . Bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı; kerimenizi Allah;ın emri, Peygamberin kavliyle istemeye geldik , sen bu işe ne dersin ; der . Kız babası kendisini biraz naza çekmek için ;danışıp görüşme; zamanı ister. Bu sırada başta kadınlar olmak üzere gidip gelmek eksik olmaz. Kız tarafı damat adayının özelliklerini araştırmaya başlar.

Kız tarafından olumlu cevap alındıktan sonra ;Küçük Şerbet ; denilen söz kesme ile şerbetler içilir, kolye ve altınlar takılır. Bu arada oğlan tarafı yemek için çerez getirir; yenilir, içilir. Erkek tarafı kıza bir terlik ile baş örtüsü giydirir, buna ;söz kesme; ve diğer bir tabirle ;baş bağlama; denir. Sonraki görüşmelerde başlık kesilir. Şu anda çoğu yerde kaldırılan başlık parası ,durumları elverişliyse iki tarafında görmesi yoluna gidilir. Evin tüm harcamaları nişan ve düğünde alınacak eşya ve takı,erkek tarafından karşılanır. Kız tarafı yatak odasını alır,sandık içini tamamlar. Başlık paraları konuşulurken konuklara şeker ve,lokum yada şerbet sunulur.

Nişan iki tarafın anlaşmasıyla sadece ,iki aile arasında yapılabilir. Evdeki takı ve yüzük takma işine ;küçük nişan; denir. Günümüzde,bu tören salonlarda yapılmaktadır. ;Okuntu; denilen davetiyelerle konuklar nişan törenine davet edilir. Buradaki törende,oğlan ve kız evi ile yakınları geline takacakları altın yüzük ,bilezik gibi takıları açıktan ve bağıraraktan takarlar. Nişanlılık döneminde gelin kıza armağanlar ***ürülür. Kurban Bayramında ve Hıdrellezde gelin kıza boyalı koç gönderen aileler de vardır.
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:10 AM   #14 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Düğün

Nişan döneminde düğün günü kararlaştırıldıktan sonra hazırlıklara başlanır;Okuyucu ; bir kadın komşulara çağırır. Günümüzde bu iş ;Davetiye; ile yapılmaktadır.

Düğüne başlamadan önce iki ailenin katılmasıyla son hazırlıklar yapılır, bir yandan da medeni kanuna uygun evlilik işlemleri yürütülür. Düğün yemekleri hazırlanırken ,damat çerez yedirerek istekli çalışmalarını sağlar. Düğünler genellikle Cuma günü başlar,Pazar günü sona erer. Düğün evinin belli olması için ucu elma takılı sopa bağlanmış bayrak dikilir. Şehir Merkezi;nde ise düğün Cumartesi günü başlar, Pazar günü sona erer.

Düğünlerde davul-zurna yanında genellikle ;köçek; de olur. Kadı köçeklere ;çengi; adı verilir. Düğünden önceki Cuma günü öğleden önce gelin ,öğlede sora damat hamamı yapılır. Cumartesi günü öğleden sonra gelin alayı kurulur. Geline ***ürülecek armağanlar bir siniye konarak öksüz veya fakir bir çocuğa verilir. Sininin içinde gelinin ertesi gün için giyeceği giysileri bulunur. Bu sırada damat siniyi getiren çocuğa armağan verir. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Ancak törende kına yakılmaz. Sadece gelinin yeni elbiseleri konuklara göstermeyi beklemektir.

Hava kararmaya yaklaştığı sırada, kız evi düğü evine ;hayırlı olsun;a gider. Yemek yenir, tatlıdan sonra kahveler içilir. Genellikle ortayukarı yaşlardan oluşan bu grup dönerken kızın erkek kardeşleri ve diğer yakınları başta olmak üzere gençler erkek evine ;kayın; giderler. Kayınlar geç vakte kadar yer, içer kibarca eziyet etmeye çalışırlar. Hizmetteki amaç, gelin almaya giderken kolaylık göstermeyi beklemektir.

Erkek tarafı kayınlarla uğraşırken, kız evine kınacı gidenler ;gece kınası; yakarlar. Gelin yeniden giydirilir, kına tepsisi içinde karılırken ;kına özenmiyor;? diye söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır ve karılır.

Üzerinde mumların dikildiği kına tepsisi tefçi kadının eşliğinde ,kına türküleri söylenerek kınacıların bulunduğu odaya getirilir. Gelin, oğlan tarafından birinden armağan almayınca avcunu açamaz. Kına yakıldıktan sonra ,gelin kız sarılmaya geçmeden önce ,evin bir duvarına elindeki kınasını sürer,genç kızlar bir taraftan oynarken,diğer taraftan çerez dağıtılır. Kız evi oğlan evine bakır tas ve sahan içinde ekmek veya un ,iğne veya çivi ,ayrıca tuz koyarak gönderir. Ekmeği anlamı bereket ,tuzun anlamı ağız tadı, iğne veya çivi kem gözlere veya düşmana acı versin demektir. Bakır tas mutluluk simgeler.

Sabah gelin alayı hazırlanarak topluca kız evine gelin almaya gider. Hazırlanan çeyiz arabaya yüklenirken, kızın kardeşi geline kırmızı kuşak bağlar. Gelin bir odaya kilitlenir. Oğlan babası ;gardaş-emmi-dayı; yolluğu vermeden kapıyı açmaz. Gelin evdekilerle vedalaştıktan sonra yakınlarının yardımıyla süslenmiş gelin arabasına bindirilir. Gelin alayı değişik yollardan gelin evine getirilir. Şehir içindeki tur sırasında çoğu zaman mezarlıkta ;dua; edilir. (Şehir merkezinde Aşıkpaşa Türbesi). Gelin kapıdan içeri girmeden saygı uğurlu ve becerikli olması içi bazı inanışlar gerçekleştirilir. Örneğin su testisi kırılır. Kapı eşiğine çivi çakılır. Kollarını açan kaynanasının kollarının altıdan geçer. Damat ise cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına atar.

Gelin ile damat el öpmeye çıktıktan sonra gelinin kucağına erkek çocuğu verilir. Bu davranışla gelinin erkek çocuğu doğurması istendiği ve çocuğunun sağlıklı olması beklendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca doğacak çocuk sıhhatli olsun diye geline tuz ile yumurta yedirilir. Akşam ise ;güvey başı; yemeği verilir. Ertesi gün duvak açma ;kekil kesme; töreni yapılır. Bir tutam saç eşiğinin altına gömülür. Bu adet gelin ölüsünü çıkana kadar bu evde kalması içidir.

Yeni gelin belli bir süre büyüklerinin yanında yüksek sesle konuşmaz;sofraya oturmaz. Kent merkezinde bu gelenek günümüzde kalkarken ,köylerde sürdüğü görülmektedir. Gelin belli bir sürede doğurmazsa (3-5 yıl ) koca yeniden evlenmeye kalkar. İkinci eş ;ferik; , ilk eş ;tavuk; diye adlandırılır.

Düğünlerde Yapılan Seyirlik Oyunlar

1-Deve Oyunu : Davul-Zurna eşliğinde ,3-5 kişi ile oynanır. Merdiven şeklinde ağacı oyuncular omuzlarının üzerine koyarlar. Hayvan postları ve kilimleri üzeri örtülür.,aynı deve şekline sokulur. Ağız tarafına sivri bir şey yerleştirilir. Deve yaklaştığında bununla batırılır. Deve ipinden çekilerek istendiği yere ***ürülür. Davul-Zurna yöntemine göre deveci ve deve çeşitli hareketlerde oyunlar oynar,oyun bu şekilde sürüp gider.

2-Tura: Yöremiz düğününde gençler, dayanıklılık ve kuvvetlik, çeviklik ve güçlerini ölçmek için oynarlar. Önceden hazırlanan örme ve kalın ipler tuzlu sulara batırılıp bir gün bekletilir. Davul-zurna eşliğinde tura oyunu başlar. Oynamak isteyen genç ortaya elinde turası ile çıkar. Genellikle bacaklara vurulur. Birbirlerini yıldırıncaya dek devam eder. Yılanın veya dayağı çok yiyenin yerine başka biri oyuna girer.

3-Yorgan Çevirme: Davul-zurna ritmi ile geniş bir alanda yorganı çevirerek bir kişi tarafından oyu başlatılır. Yorgan baş üzerine alınır,bir el çapraz,diğeri yorganın ortasında olacak şekilde tutulur. Ağır ağır dönen yorgan,sonunda bir elin üzerinde düzgün şekilde durur.

4-Bıçak Oyunu : Düğülerde yapılan seyirlik bir oyundur. Oyuncu eline aldığı iki kamayı davul-zurna eşliğinde çeşitli yönlere savurarak ,çapraz yaparak ,bacak altından geçirerek değişik figürlerle oyunu sergiler.
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:11 AM   #15 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
DİĞER GELENEKLER

Yufka Ekmek Yapma:
Kırşehir;de kadınlar yufka ekmeğini ;Kubaşı; yolu ile yapmaktadır. Birbirleriyle anlaşabilen dört-beş komşu kadın sırayla birbirlerinin ihtiyacı olan , yaza kadar yiyecekleri yufka ekmeği yaparlar. Bu işi meslek edinmiş kimi kadınlar , varlıklı olanların ekmeğini para karşılığı yaparlar.

Soku Döğme:
Yörede kışlık yiyecek olan bulgur ve yarma , şahman denilen sert buğdayın yıkanıp, kaynatılıp kurutulduktan sonra sokubaşı denen taşlarda tokmaklarla dövülmesi ile yapılar. Yöre halkı , soku döğme işlerinde birbirlerine yardımcı olurlar.

Bezir Yapmak:
Dink denilen büyük değirmen taşları arasında ezilerek çıkarılan yağdan beslenmede ve aydınlatma için idare lambasına konularak yakılmasında faydalanılır. Günümüzde elektrikle çalışan aletlerin bu işi yapması sonucu bezir yapma geleneği tarihe karışmıştır.

Bebek Görme:Çocuk doğumları eskiden beri ailelerde çok iyi karşılanır. Çocuk oğlan ise daha çok sevinilir. Kadın oğlan doğurmuş ise nazlı olur. Kız doğuran kadın birkaç gün yatacak olsa ;Oğlan doğurmuş gibi ne yatıyorsun . Kalk ; diye ikaz edilir. Bebeğin kırkı çıkmadan ziyaretine gidilmez. Gelinecek olursa (Kırk basması) olacağına inanılır. Loğusa hummasına ; al basması; denir. Bazı rivayetlere göre, hasta kadının gömleği ocağa ***ürülerek okutulur. Bebek görmeye para veya çocuk giysileri ***ürülür. Ayrıca küçük altın , yarımlık yada maşallah bebeğin kundağına çatal iğne ile takılır.

Tabak (Dabak ) Hastalığı:
Tedavi şekli eski yıllara dayanan bir gelenektir. Tabak olan hayvanların tırnak araları yara olur şişer ve kanar. Ahi Evran çeşmesine gelinerek hayvanın ayağı da çeşmenin yalak taşı denilen su birikmiş kısmına sokulur. Böylece hayvanın şifa bulduğuna inanılır.

Kış Yarı Gezme:
Buna ;saya gezme; de denir. Köylerde ayı gezmesi denir. Zemheri denilen kış yarılığında gezilir. Bir insan ayı kıyafetine sokulur. Postlarla iyice sarılır, davar çanı denilen ziller bağlanır. Ellere zilli maşa ve def çalınır. Def ve zil çalınarak ayı oynatılır. Çeşitli marifetler yapılır. Ayı bir ara oyunu bırakarak yere yatar. Ev sahibi hanımdan ayının gönlünün yapılması istenir. Ev sahibi tarafından para, yağ, üzüm, iğde ve köftür verilir. Ayının gönlü alınmış olur. Dolaşırken şu mani söylenir:


Hanım pencereden bakar,
Sandım ki ellilik atar,
Elliliğine mail oldum,
Yirmibeşliğe kail oldum.

Saya saya sallı beyi
Dört ayağı nallı beyi,
Sayacı geldi duydunuz mu ?
Selamını aldınız mı ?


Ne kaldı ne kaldı ?
Kırk elli gün kaldı
Kırk elli günü geçelim,
Koyunu kuzuyu seçelim
Meleşin kuzularım


Gençler tarafından yapılan bu eğlencelerden sonra birisinin evinde topladıkları yenir ve bir süre daha topluca eğlenilir.

Kurşun Dökmek:
Yörede nazar ya da göz değme diye bilinen bir hastalık durumu vardır. İnanışa göre, kem gözlü diye adlandırılan yeşil ya da çakır gözlü kişilerin hoşuna giden bir insana hayvana bitkiye veya buna benzer bir şeye gıpta ile baktığı ve maşallah demediği ve baktığı şeyin bir süre sonra yada anında zarar görmesi halinde o kişinin azarı değmiş inancı yaygındır. Yörede nazar değdiğine inanılan kişilerle karşılaşıldığı zaman o kişi görmeden gizlice kalça kaşınılır. Ayrıca nazardan koruduğuna inanılan ve iğde ağacından yapılarak bir ucu delinmiş ve ipe dizilmiş olan nazarlık, muska, murtlak, mavi boncuk (yörede göğ boncuk) , üzerlik otu bir araya getirilerek elbisenin görünmez bir yerine takılır ya da dikilir.

Bütün korumalara rağmen nazar değdiğine inanılan bir kimseye kurşun dökülür. Kurşun dökme işi yörede belirli kadınlar tarafından yapılır. Bu kadınlar özellikle yaşlı ve tecrübeli olduğuna inanılan kişilerdir. Ayrıca bu iş için önceden toplanmış ve kurutulmuş olan üzerlik otu yakılarak duman hasta olan kişiye solutulur. Bu sırada dualar okunarak, başına tuz çevrilir. Tuz o kişiye yalatılır. Kurşun dökmek için kurşunun eritileceği bir kurşun tabağı olur. Bir tas içine doldurulur, tas genellikle bakırdandır. Suyun içine iğne,madeni para, mavi boncuk ve kurşun döken kişinin (yörede ebe)yüzüğü konur. Ayrıca bir kalburun içine bir tabak(bakır),yarma,bir parça tezek ve kurşunu döken ebenin sağ ayakkabısı konulur. Su dolu olan tas da kalburun içine konulur. Kurşun ateşte eritilir. Hasta yatıyor ya da oturuyor olabilir. Hazırlanan kalbur hastanın başı üstünde tutulur. Eriyen kurşun suyun içine dökülür. Bu üç kez tekrar edilir. Bu arada her defasında suyun içinde çeşitli şekiller alan kurşunun nazar eden kişi hakkında bilgi verdiğine inanılır. Bu nazarın şiddeti nazar edinin fiziki yapısı hakkındaki bilgiler kurşunu döken,ebe tarafından anlatılır. Bu arada nazar eden kişiye ilencede (bedduada) bulunulur. Kurşun dökme süresince, kurşunu döken ebe devamlı sureler ve dualar okur. Kurşun işlemi bitince hastaya bu sudan içirilir. Su ile eli yüzü yıkanır. Kalan suda sağa sola serpilir. Tastaki madeni , paralar ebeye verilir. Tabak içinde bulunan yarma da tavuklara yedirilir. Kurşun dökülen paralar ebeye verilir. Kurşun dökülen kişi o gün akşama kadar kimseyle öpüşmez. Kurşun dökmek için yörenin tabiri ele ocak olmak gereklidir. Bu kişi, bu maharetini başka bir kişiye verebilir. Buna ;El Alma;denir.

Koç Katımı:
Yörede her yıl tekrarlanan bir gelenek de koç katımıdır. Mevsimi geldiğinde koyunlarla koçlar çiftleştirmek için törenler yapılır. Koyunlar çeşitli renklere boyanır,renkli iplik ve kumaşlarla süslenir. Aynı zamanda davul-zurnalı eğlenceler düzenlenir. Koç katımı sırasında koyunun üzerine erkek yavrulaması isteniyorsa erkek,dişi yavrulaması isteniyorsa kız çocuğu oturtulur. Bu gelenek o yıl içinde bir ila iki hafta sürebilir.

Yağmur Duası:
Bütün yurdumuzda olduğu gibi kuraklık zamanlarında Kırşehir;de yağmur duası yapılır.
karıncalı Köyünde yapılan yağmur dualarında harman yerinde namaz kılınır.Namazdan önce 2 tane sığır kurban edilir camiye yakın bir yerde büyük kazanlar kurulup etli bulgur pilavı yapılır.Bu sığırların etide bu bulgur pilavında kullanılır.
Yağmur duasına çıkılacak gün, genellikle cuma günü, Cuma namazından sonra başlar. Bütün köy halkı yediden yetmişyediye herkes toplanarak köyün harman yerine yerine çıkılır. Ağıt şeklinde dua edilip yağmur yağdırılması için Allah;a yalvarılır. Ayakkabılar çıkarılıp yere ters konur.Dua edilirkende eller yere doğru açık yağmur yağma şekli alınır.Köyün delikanlıları ölmüş bir at kafasını su bulunana bir derin kuyuya atar.Ondan sonrada yağmur yağmaya çoğunlukla başlar.Eğer yağmur çok yağarsa ,o at başı atılan kuyudan çıkarılır.karıncalıda bir yağmur duasından sonra kuyuya atılan at başı bulunmadı o sene Karıncalıyı sel aldı.Uzun süre köyün delikanlıları kuyulardan at başı aradı.

Gün; veya ;Gezek;

Kırşehir;de normal ev gezmelerinin dışında bayanlar tarafından yapılan gezmeler vardır. Akraba eş dost ziyaretlerinin dışında belli bir grup hanımın oluşturduğu bu geziye ilde ;gün; veya ;gezek; denir. Üç-dört saat süren bu toplantılarda ev sahiplerinin dışındakiler ortaya para koyarak ev sahibine armağan alırlar. Bu diğer günlerde de aynı miktarda devam eder. Genellikle altın ölçü olarak alınmaktadır Ev sahibi daha önceden sıranın kendisinde olduğunu bildiğinden evini siler, süpürür ve ikramını hazırlar. Belli sohbetlerden sonra ikramlar sunulur, çaylar içilir. Burada gençler başta olmak üzere herkes kalkar, oynamaya başlar, neşelenir. Gezek bütün hanımların evleri tamamlanıncaya kadar sürer.

Askerliğe Alınma:
Kırşehir;de askerliğe alınma dönemi kendine has bir özellik gösterir. Askerliğe alınmayla ilgili ;sevk pusulasını; alan genci önce akrabaları, daha sonra komşular yemeğe çağırır. Günlerce süren bu yemekten sonra muhabbetler başlar, gence asker harçlığı verilir. Daha önce askere gidenler anılarını anlatır, gencin yapacağı işler söylenir. Eğer askere gideceklerin sayısı fazla ise hepsi birden yemeğe çağrılır.

Asker adayının uğurlanacağı gün evde bir telaş başlar. Anne ve diğer yakınlar yolda yiyeceğini hazırlar ve elbiselerini gözden geçirir. Daha sonra arkadaşları gelir ve genci davul-zurna eşliğinde otobüs terminaline ***ürürler. Burada davul-zurna ritminde halay çekilir, gence moral verilmeye çalışılır. Anneye asker annesi olması nedeniyle espriler yapılır ve genç herkesle tek tek vedalaşır.

Muhabbet:
Erkekler arasında yapılan hafta sonu veya gece toplantılarına muhabbet denir. Kırşehir;de genellikle gençler arasında içkili sohbetler yapılırdı. Bu toplantılarda oturarak türküleri ve oyun havaları çalınır, çağrılır; kadın oynatılırdı. Eğer oynana kadın oyuncu ise, buna ;köçek; ya da ;çengi;denir. Gençler Kırşehir yöresinin müziği eşliğinde oyunlar oynarlar, sohbet geç vakitlere kadar sürerdi. İçkili muhabbette kimse kurallara aykırı hareket edemezdi. Masayı yöneten ve içkileri takip eden bir de ;masa sakisi; bulunur. Bunun dışında tatil veya hafta sonlarında muhabbetler düzenlenir. Hazırlıklarını tamamlayan genellikle aynı yaştaki kişiler, piknik yapar; hem yer, hem de içerle. Saz ve teyp eşliğinde oynarlar. Geç saatlere kadar süren muhabbetlerde çevre rahatsız edilmezdi
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:12 AM   #16 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Çorum Gelenek ve Görenekleri

Düğün Adetleri

Evlenme adetleri Çorum'da, ilçe ve köylerde genel olarak birbirine yakın özellikler taşımaktadır. Evlilikler genellikle görücü usulü yapılmaktadır.


Evlenme İsteğini Belirtme

Evlenme çağına gelen gençlerin eş seçiminde ailelere önemli görevler düşmektedir. Evlenmek isteyen damat adayı bu durumu annesine söyler. İstenecek kız aile tarafından bulunup, beğenildikten sonra damat adayı kız evine ***ürülür ve kız gösterilir. Eğer damat adayı kızı beğenirse kız evine haber gönderilip fikirleri sorulur, kızı istemeye gelecekleri haber verilir. Kız evi de kızlarının ve yakınlarının fikirlerini aldıktan sonra söz kesme (kahve içme) tarihi belirlenir.


Dünürlük ve Şerbet İçme

Çorumda söz kesmenin diğer bir adı kahve içme veya şerbet içmedir. Her iki tarafta birinci derece yakın akrabalarına haber verir. Dünürcüler bir kez daha Allah'ın emri peygamberin kavli üzerine kızlarını oğullarına istemeye geldiklerini söylerler. Evet cevabı alındıktan sonra kahveler içilir, dua edilir. Oğlan ve kıza söz yüzükleri takılır. Nişan tarihi kararlaştırılır.


Nişan

Nişan çoğunlukla cumartesi veya pazar günü kız evinde yapılır. Akraba veya komşulara ağızdan veya davetiye ile haber verilir. Eskiden bu işi yaşlı kadınlar yapar ve bunlara okuyucu denirdi. Nişandan bir gün önce erkek evi, kız evine baklava, et, kuruyemiş, şerbet ve kızın nişanda giyeceği kıyafeti gönderir. Nişan günü kız evinde gelenlere yemek verilir. Gelenler kıza takı takarlar. Kaynana tarafından gelinin yüzüğü takılır. Nişanlılık süresinde bayram veya Hıdrellez günleri olursa hediyeler gönderilir.


Düğün

Nişan ile düğün arasındaki zaman erkek ve kız tarafının durumlarına göre değişir. Kız ve düğün için gerekli olan eşyaları almaya çarşıya çıkılır, buna pırtı görme denir.

Düğün başlamadan komşuların da yardımıyla iki taraf yemeklerini pişirirler. Düğünde damat en yakın iki arkadaşını sağdıç seçer. Sağdıç damatla ilgilenir. Düğünler cuma akşamı başlayıp pazar akşamı biter . Ayrıca yine oğlan ve kız evleri kendilerine birer kahya seçerler. Kahya düğün boyunca gelen misafirler, davul ve zurnacının ihtiyaçlar, yemeklerin dağıtımıyla ilgilenir. Bunun dışında erkek evinde bir de bayraktar seçilir. Bayraktar, kınacı giderken ve gelin alınmaya giderken önde bayrağı tutar. Cuma akşamı erkek evinde bir tavuk kesilip, bayrak takılmasıyla düğün başlar.


Kına Gecesi

Cumartesi günü kız evinde herhangi bir saatte kına yürütme yapılır. Erkek tarafı iki veya üç kadını bir erkekle beraber kız evine kınacı olarak yollar. Bunlar yanlarında kına, kuru yemiş, et, börek, tatlı ve kızın gelinliğini ***ürürler. Yine duruma göre kızın kınada giyeceği kıyafeti de erkek tarafı alıp ***ürebilir. Ayrıca davul ve zurna da kınacılarla gider. Gelen kınacılara yemek verilir. Kınacılar kızı giydirip süslerler, kızı ortaya getirip oturturlar, yüzüne allı bir yazma örterler, kına türküleri ve ilahi okurlar. Kızı ve orada bulunanları ağlatırlar. Bittikten sonra kızın avucuna para veya altın konup kınası yakılır. Orada bulunanlara da bu kınadan dağıtılır. Arkasından kuru yemiş ve limonata ikram edilir. Kız annesinin elini öper ve sarılıp ağlaşırlar.

Kına bittikten sonra davul ve zurnayla halay çekilir. Gelen kınacılar o gece kız evinde kalırlar ve bunlara gelinin yengeleri denir. Kızın en yakın arkadaşları da o gece kızın yanında kalırlar. O gece erkek tarafında da damada kına yakılır. Kınadan önce kız tarafı, oğlan evine damat bohçası denilen içinde damadın düğünde giyeceği kıyafet, pijama, cüzdan, çorap, saat gibi şeylerin bulunduğu bohça gönderir.


Gelin Getirme

Pazar günü kız evinde vedalaşmalar olur. Kız gelinliğini giyip bekler. Erkek evinin büyük bir kısmı, kayınvalide hariç, gelini almaya gider. Bu sırada kız evinin kapıları kilitlenir. Düğünün kahyası gelip kapıyı tutanlara bir miktar para verir kapıyı açtırır. Gelinciler içeri girip, geline bakarlar. Gelinin ağabeyi veya erkek kardeşi kırmızı kuşağı dualar okuyarak, gelinin beline üç kez dolayıp takar. Gelin bir kolunda babası, diğer kolunda damat ile evden çıkar. Bu esnada kızın çeyizi de taşınmaktadır. Dualar okunup, gelin arabaya bindirilir. Gelin alayı dolaşarak erkek evine gelir. Oğlan evine gelindiğinde, kayınvalide gelinin önünde çömlek kırar; gelinin bütün kötü huyları böyle kırılsın diye, başından kuru yemiş, şeker, bozuk para atar;bereketli olsun, evine yağ gibi sıvansın diye kapının girişine yağ sürdürülür.


Çorum da Hıdırellez Geleneği

Çorum bölgesinde, Hıdrellezin Hızır Aleyhisselam ile İlyas Peygamberin buluştukları gün olduğu inancı vardır.

İl de hıdrellezin gelişi sevinçle karşılanmaktadır. Çünkü kışın bittiğine, yazın geldiğine, bolluk ve bereket dolu günlere ulaşıldığına inanılır. Bu nedenle yazın başlangıcı sayılan 6 Mayıs hıdrellez gününde bir bayram sevinci yaşanır. Hıdırlık, Erzurum Dede, Sıklık Boğazı, Bağlar en çok gidilen yerlerdir.

Buralara gitmek için bir-iki gün önceden hazırlık yapanlar vardır. Hazırlık olarak yeni giysiler hazırlanır; çörek, börek, yaprak dolması, bulgur kaynatması yapılır. Birlikte yenilir, içilir. Genellikle genç kızlar arasında dalya, atlankaya ve okkel oyunları oynanır. Erkekler bu eğlencelere katılmazlar.

Hıdrellez gecesi veya günü arzulanan dileklerin gerçekleşmesi için dualar edilir
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:15 AM   #17 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Bolu Gelenek ve Görenekleri

DOĞUM GELENEKLERİ :

İnsan yaşamının hangi toplum ve toplulukta olursa olsun üç önemli aşaması vardır. Bunlar doğum, düğün ve ölümdür. Geleneklerimiz kuşaktan kuşağa aktarılmakta ve bu uzun bir süreci kapsamaktadır. Bu süreç doğumla başlamaktadır. Dini inançlarımız doğrultusunda doğum evlenme ve ölümle ilgili yapılması gereken görevler ve sorumluluklar yerine getirildikten sonra ayrıca gelenek ve göreneklerimizden kaynaklanan inanışlarımız da yerine getirilmektedir. İşte, doğum gelenekleri denildiğinde ilk olarak hamile kadının yerine getirmesi gereken sorumlulukları göz önünde tutulmalıdır.

Yöremizde bu inanışlar şöyle belirlenmiştir; Hamile kadın, sahibinin haberi olmadan başkasının malına el süremez aksi halde doğacak çocuk haramzade olacaktır. Tüylü nesnelere bakılırsa çocuğun tüylü olur. Ela gözlü evlat isteyen anne aya bakar. Hamile kadın manda kaymağı yemez, yerse çocuğu vakitsiz doğar. Balık eti yenilirse çocuğun kemikleri zayıf kalır. Ayva yiyen annenin çocuğu gamzeli olur. Hamile kadın ölüye bakarsa çocuğun yüzü sarı olur. Çocuk eli açık doğarsa cömert olur. Büyük doğan bebek büyük devlet adamı olur. Kulakları büyük olan bebek zengin olur. Ayakları büyük olan bebek fakir olur. Çocuğun adı doğduğu gün konur. Loğusa yatağı yedi gün bekletilir. Çocuk kırk günlük olunca annesi ve akrabaları ile hamama ***ürülür.

Bebek kırklanırken annesine gösterilmez. Eğer görürse anneyi korku basar ve hastalanır. Bebek kırklanırken suyun içine güzel olması için altın atılır. Çocuğun çabuk yürümesi için bir cuma günü iki ayağı ip ile bağlanır ve camiye ***ürülür. Camiden ilk çıkan erkeğe bu ip kestirilir buna "köstek kestirme" denilir. Kız ve erkek çocuğun kundak giysileri doğumdan önce hazırlandığı için farklılık gözetilmez. Ancak kız çocukları için pembe, erkek çocuklar için mavi renkli giysiler tercih edilmektedir. Doğum yapan anneye bebek görmeye gidilmektedir. Akrabalar, komşular bebek görmeye hediyeleri ile birlikte giderler ve orada misafirlere loğusa şerbeti ikram edilir.

Loğusa şerbeti "Nöbet şekeri" adı verilen kırmızı renkli şekerin suda eritilmesi ile yapılmaktadır. Halk arasında "Kırk basması, al basması" denilen bir inanış vardır ve loğusa kadının hastalanmaması için kırk gün boyunca odasında yalnız bırakmamaya gayret edilmektedir. Çocuğun ilk çıkan dişini gören kişi mutlaka hediye almalıdır. Bebeğin göbek kordonu kesildikten sonra parça cami, okul bahçesi veya mushafın içine bırakılır ki ileride çocuğun okuması niyet edilmektedir. Bebek görmeye gidildiğinde el işi yapılırsa göbek kordonunun geç düşeceği endişesi taşınır. Yine bebek görmeye gidildiğinde nazar değmesini engellemek için gelen misafirin üzerinden bir parça iplik koparılarak bebeğin kundağına koyulur.

EVLENME GELENEKLERİ :

Günümüzde, "Evlenme Gelenekleri" kültürel değişim süreci içerisinde ekonomik koşullara göre yönlendirilmiştir. Eski gelenekler tamamen olmasa da büyük ölçüde terkedilmiş yada yer değiştirmiştir. Evlenme, 20 yaşın üzerinde gerçekleşir. Görücü usulü ile evlenme şekli yerini çiftlerin karşılıklı anlaşmalarına bırakmıştır. Eşler birbirlerini düğün veya muhabbet ortamlarında tanımaktadırlar. Kaçarak evlenme görülmektedir. Buna etken olarak gelenekler veya geleneklerin getirdiği ekonomik ağırlık gösterilmektedir.

İç güveysi şekli olan kız tarafına damat gelmesi de yaygın bir olaydır. Daha çok erkek evladı olmayan aileler damat alırlar. Eskilerde alınan başlık parası veya ağırlık bu gün süt hakkı olarak gelinin annesine ödenmektedir. Düğünlerin ilk aşaması olan kız görmeye cuma günleri gidilir. Söz alındığında kız tarafı gelenlere söz mendili dağıtıp şerbet ikramında bulunmaktadır.

Düğüne başlarken "ekmek atımı" denilen gözleme dağıtma geleneği bugün yitirilmiştir. Nişan günü damadın omuzlarına yağlık denilen bir işleme örtülmektedir. Nişandan önce "urba" görülür, gelin ve damat tarafının büyükleri eşyaları ve takıları birlikte almaktadırlar. Kararlaştırılan nişan gününde kız evine gidilerek nişan takılmaktadır. Gelen konuklar hediyelerini ve takılarını nişan günü getirmekte ve yüksek sesle kimin ne hediye getirdiğini söylemektedir. Nişan günü yemekler yenilip, oyunlar oynanmakta nişanlı kıza bayram ve özel günlerde mutlaka hediye gönderilmektedir.

Düğünden bir hafta önce okuyucu gezer. Tanıdık herkes düğüne davet edilir; ancak artık bu eylem, davetiyelerle yapılmaktadır. Perşembe günü çeyiz asma ile düğün başlar, çeyiz oğlan evine veya gelinle damadın birlikte açmış olduğu eve serilmektedir. Çeyiz kız evinden çıkmadan önce gelinin kardeşi veya bir yakını sandığa oturarak bahşiş alır. Bahşiş oğlan tarafından verilmezse sandık evden çıkarılmamaktadır. Kız çeyizi oğlan evinde hazırlandıktan sonra odanın kapısı kilitlenerek kayınvalideden bahşiş alınmakta, aynı gün çeyiz asanlara yemekler verilmektedir. Düğün süresince gelinin yanında yengeleri, damadın yanında sağdıcı (bir arkadaşı) bulunmakta olup, bu kişiler gelin ve damada yönlendirici görevi üstlenmektedirler.

Cuma veya cumartesi akşamı kız evinde kına yapılmaktadır. Misafirlerin eğlencesinin bitmesine yakın damat tarafından yakın akrabalar kına ve çerez getirirler. Gelin kına yerinde ortaya oturtularak ellerine ilahiler eşliğinde kına yakılmaktadır. Gelinin bir eline kız tarafından bir kız, diğer eline erkek tarafından bir gelin kına yakmaktadır. Koca evine alıyla girip kefeniyle çıkması niyetiyle bir elinin kınası kırmızı, diğer elinin kınası beyaz mendille bağlanmaktadır. Gelin avucuna bir altın koyulmazsa ellerini açmaz. Gecenin bitiminde kız arkadaşlar sabaha kadar oturulup eğlenirler. Takip eden gün gelin alma günüdür.

Yıllar önce gelin almaya atlarla gelinirken artık bu işi süslenmiş otomobiller yapmaktadır. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi tarafından beline kırmızı kurdele bağlanmaktadır. Aynı şekilde, bahşiş verilmeden gelin evden çıkarılmamaktadır. Gelin evine getirildiğinde yapılan uygulamalar ise son derece anlamlıdır. Kapıdan içeriye girerken eline yağ ve bal verilerek eşiğe sürdürülür ki bunun anlamı yağ bal gibi geçimlerinin olmasını dilemektir. Gelinin bir kolunun altına ekmek, diğer kolunun altına Kuran-ı Kerim verilir, ayrıca evine bağlanması amacı ile eşiğe çivi çaktırılmaktadır.

Resmi nikah ve imam nikahı mutlaka yapılmaktadır. İmam nikahı (hoca nikahı) dini kurallara göre gerdek öncesi ve gizli olmaktadır.Düğünün bitiminden bir sonraki gün duvak günüdür. Ancak duvak ilimizin bazı yörelerinde artık geçerli olmayan bir gelenektir. Hala yapılan yörelerde ise bayanlar gelinin evinde toplanıp oynarlar, duvak bitiminde gelin ve kaynana karşılıklı oynarken gelinin eline buğday verilir ve etrafına saçarak oynatılır ki bu bereketi simgeleyen bir törendir. Daha sonra damat gelir ve gelinin yüzündeki örtüyü alıp bir ağaç dalına asar.

İnanca göre dut ağacına asarsa kız, armut ağacına asarsa erkek çocukları olacaktır. Göynük ilçesinde kız görücülere çıkmaz, şayet vermeye niyetli iseler, oğlan tarafı oyalı yemeni ***ürür ve kız tarafından çevre isterler. Çevre almaya "tutu" denilir, nişanda ise karşılıklı bohça değiştirilmektedir. Kınada kız ağlatma "yas tutma" geleneği vardır. Mudurnuda kına gecesi ağır entariler giyilir, kız yakınları bindallı, erkek yakınları ise üç etek giymeye özen göstermektedirler. İlimizde eskiden, nişanda kızın bir top kumaşın üzerinden yürütülmesi, gelin hamamı ve saç örülmesi unutulmuş uygulamalardandır. Duvaktan sonra el öpmeler ve baba evini ziyaret törenleri gelmektedir. Kız evinde verilen davetle damat konuşmayarak bahşiş alma isteğini belirtir. Bu ziyaretlerde gelin yakın akrabalara hediye bohçası ***ürmektedir. El öpmeler düğün geleneklerinin son aşamasıdır.
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:15 AM   #18 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Geleneksel Bayramlar

NEVRUZ GELENEKLERİ :

Kültür Bakanlığı 1991 yılında geleneksel değerlerimizi canlandırarak yaşatmak amacıyla 21 Mart tarihinin Nevruz Bayramı olarak kutlanmasını uygun görmüştür. Bu tarihten itibaren valiliklerin ve yerel yönetimlerin katkılarıyla, her yıl yurt genelinde 21 Mart Nevruz günü olarak kutlanmaktadır. Bayramlar her millette görülen ve toplumun fertleri tarafından benimsenen ortak adetlerdendir.

Bütün bayramların dini veya milli bir inanıştan, ortak bir hatıradan, tabiattan veya geleneklerden doğduğu bilinmektedir. Özellikle yeni yıl, yeni gün, yılbaşı gibi adlarla ifade olunan bahar bayramları Türkler arasında coşkuyla kutlanıla gelmiştir. Nevruz geleneği uygulamada bazı farklılıklar olmakla birlikte tüm Türk topluluklarında geleneksel bir niteliktedir. Nevruz Farsça bir kelime olup "Yeni Gün" anlamını taşımaktadır. Orta Anadolu'da bugün "mart dokuzu" diye adlandırmaktadır. Nevruz, gece ile gündüzün eşit olduğu miladi 22 Mart, Rumi 9 Mart gününe rastlamaktadır. Ergenekon destanına göre bugün istiklalin kazanıldığı gündür. Anadoluda "Sultan-ı Nevruz", "Nevruz Sultan", Mart dokuzu" ve "Mart Bozumu" gibi adlarla bilinen nevruz, gelenekleriyle bütün Türk toplumu içerisinde yaşamaya devam etmektedir.

Bazı topluluklarda ise bugün Hz. Ali'nin doğum günü olarak bilinmektedir. Yöremizde baharın gelişini kutlamak amacıyla halk gruplar halinde mesire yerlerine giderler. Bugün aynı zamanda türbeler ziyaret edilir, dilekler tutulur. Kırlarda çeşitli eğlenceler düzenlenir. Maniler söylenir, niyet çekilir, baharın ilk çiçekleri toplanır. Sabah erken kalkılır, nevruzun ilk suyu ile yıkanmak geleneği vardır ve bugün özenle giyinilir. Soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar pişirilip yenilerek bolluk ve bereket dileklerinde bulunulur. Yüksek bir tepeye ateş yakılarak baharın geldiği müjdelenir. Mudurnu ilçesinde nevruz "hep cennet", Göynük ilçesinde "Mart dokuzu", "beddam" gibi isimlerle anılmaktadır.

HIDIRELLEZ GELENEKLERİ :

Hıdrellez gelenekleri 6 Mayıs günü bütün yurtta olduğu gibi ilimizde de kutlanmaktadır. Ancak ilçeler arasında bazı değişikliklerde görülmektedir. Bolu'nun her ilçesinde piknikte salıncağa binme adeti görülür, böylece günahların atılacağına inanılır. Ortak bir diğer özellik sütü mayalamadan bırakmaktır. Hızır'ın geleceği ve süte dokunarak mayalanacağı düşünülmektedir. Seben ilçesinde mayasız süt yoğurt olursa bir sene boyunca o yoğurttan yoğurt mayalanır. Göynük'te süt yoğurt olursa bu yoğurttan birer parmak alınarak diğer yiyeceklere de sürülür. Seben de hıdrellez dini bir gün gibi nitelendirilmektedir.

Temizliğe özen gösterilir. Kekik bitkisinin hıdrellezden sonraki günlerde toplanırsa şifalı olacağına inanılır. Genelde kutlamalar için suyun ve yeşilliğin bol olduğu bir yer tercih edilir. Mengen ilçesinde hıdrellezin bir gün öncesi akşam herhangi bir gül ağacının dibine küp gömülmekte ve sabah manilerle açılmaktadır. O gün hiç bir tarla, bahçe işi yapılmaz. Ev isteyenler evlerinin bahçesine ev, bebek isteyenler bezden bebek yaparlar. Ateş yakılıp üstünden atlanır.Gerede'de davul çalınarak Esentepe'ye gidilir, herkesten odun toplanıp ateş yakılır, yemekler pişirilip, hep birlikte eğlenilir.

Kız çocukların saçları örülür. Genç kızlar ısırgan otu koparıp bekletirler, eğer ot solarsa sevdiklerine kavuşamayacaklarına inanırlar. Yeşil soğanlardan iki tane alıp, birine yeşil diğerine kırmızı kurdele bağlanır. Yeşil kurdele ile bağlı soğan bir, iki gün içinde uzarsa sefa sürüleceğine, kırmızı kurdeleli soğan uzarsa cefa çekileceğine inanılır. Kısmeti çıkmamış kızlar için çarşıdan hiç kullanılmamış bir kilit alınır, hıdrellez günü o kişinin başının üzerinde kilit üç defa açılıp kapatılır, üçüncüde açık bırakılır.

Yedi çeşit ot veya çiçek toplanıp kaynatılır, suyu ile yıkanıldığında şifalı olacağı düşünülür. Kız çocukları ip üzerine oturtulup saçları taranır, uçları kesilerek ısırgan otu veya asma kökünün dibine gömülür. Mudurnu'da kırmızı gülün dibine kırmızı bezle bağlı para koyulur ve o para bir sene harcanmadan cepte taşınır.Göynük Gürcüler Çayırı, Bey bahçesi Hıdrellez eğlenceleri için seçilmiştir. O gün dilek dilenir sabah ezanında kağıda yazılıp akan bir suya atılır. Giderken de gelirken de kimseyle konuşulmaz, kağıt akıp giderse dileğin gerçekleşeceğine inanılmaktadır. Hıdrellez günü, yılan gelir düşüncesiyle evlere odun getirilmez. Aynı gün dikilen fasulyeler kurtlu olur. Hıdrellez çorbası olarak keşkek pişirilir.

Hıdrellez günü yabancı bir insan görülürse misafir edilir. Isırgan otu kaynatılıp içilir veya yemeği yapılır. S harfi ile başlayan süt, sarımsak, soğan, simit, sucuk, salça, sütlaç, salatalık vs. yenilir. Bolu'da üç yol çatağına genç kızlar evlenmek için taş taş üstüne koyarak dilek tutarlar. Ağaç kaşıklar ateşe atılır, eğer yanmayan kaşık varsa Hızırın uğradığına işarettir. O gün ambarlar, kapılar açık bırakılır. Hıdrellez günü ikindi namazından sonra iki rekat namaz kılınıp kıbleye karşı durup niyet edilir. Sabah pencere açılıp; Sabah hayırı bizim olsun Anam babam cennetlik olsun Ya Allah ya kerim Allah Ya Allah kısmet yolla Ya Allah rızk yolla Ya Allah eletip ***ürüp Cehennemde yakma Ya Allah yüzümüzün karasına bakma diye dua edilir.

RAMAZAN GELENEKLERİ :

Oruç Müslümanlara farz olan bir ibadet şeklidir. Ramazan ayı Recep ve Şaban ayından sonra gelir. İslam aleminde bu aylara üç aylar denilir. Recep ayı Allah'ın, Şaban ayı peygamberin, Ramazan ayı ümmetindir. Ramazana üç ay kala her evde bir hareket başlar. Evde büyükler varsa, dileyen üç ay orucuna başlar veya üç gün oruç tutarlar. Şaban ayının on beşinden sonra temizlik başlar. Camlar silinir, çamaşırlar yıkanır.

Önceleri bakır kap kullanıldığından bunlar kalaylatılıp Ramazana hazırlanmakta iken şimdi bu mutfak araçları kullanılmamaktadır. Yine Ramazana hazırlık, komşu bayanlar toplanıp yufka açarlarken, değişen koşullarda hazır yufka tüketilmektedir. Ramazan ayında vücut dinlenmekte, insan çevresini daha iyi tanımaktadır. Günlük yaşam diğerlerinden farklıdır. Oruçlu olunduğu için fazlaca ev işleri yapılmaz. Bugünde misafirliğe gidilmez.

Her gün Ramazan ayı süresince bir hoca gelir, kuranı sesli olarak okur, aynı evde toplanan hanımlar kuranı takip ederler. Günlük bir cüz okumaktadırlar. Ramazan sevinci aile içinde hissedilmektedir. Küçükler oruç tutmak için heveslidir, gençlerde teşvik edilir. Yakın akrabalar genellikle cuma günleri ziyaret edilerek ihtiyaçları sorulup temin edilmektedir. Akşamları çocuklar yaşlıların sularını doldurup pidelerini almaktadırlar. Ramazanda her evde özellikle Bolunun ünlü kökez içme suyundan içilmesine gayret edilmektedir. Bu ayda insan ilişkilerine daha çok önem verilmektedir.

Kalp kırmamaya kötü söz söylememeye özen gösterilmektedir. Hoş görülü ve sevecen olmaya dikkat edilmektedir. Olabildiğince çok akraba ziyaret edilmektedir ve dargınlar barışır. Özellikle fakir ve dul olanlar iftar yemeğine alınır, muhtaçlara yardım edilir. Çeşitli kurum ve kuruluşlar da bu ayda yardımlar toplanır.

Bayrama kısa bir zaman kalarak tebrikler gönderilir, telefonlaşılır. İftar saati ezan okunurken atılan top bütün şehirden duyulmaktadır. Ramazanın simgesi haline gelmiş iftar topu, sahurda çalınan davul olduğu gibi birde Ramazan pidesi vardır. Bolu'daki bütün fırınlar sade ve yumurtalı pide yaparlar. İftar sofralarında ayrıca hurma da yer alır. Pidelerin açıkta getirilmesi ayıp ve günah sayıldığından kağıda sarılır, fakir fukaranın gözü kalır denilir. Bu arada zenginler komşularındaki fakir ve muhtaçlara herhangi bir fırın göstererek otuz Ramazan süresince pide tahsis ederler. Bereketli olduğuna inanılan Ramazanda yeme içme yönüyle bir bolluk vardır. Yemeklere ayrı bir özen gösterilir. İftardan önce kahvaltılık çıkartılır, çorba, pilav, dolma, et yemeği, komposto, tatlı, salata mutlaka yapılır. Bamya Ramazanın vazgeçilmez yemeğidir.

İftar ve sahurda sağlık açısından az yemeğe gayret edilir. Ramazanın ilk haftasında hısım akraba davetleri olur. Bundan sonra da hali vakti iyi olanlar komşularını fakirleri iftara çağırır. Topluca davetlere "oruç açma" denilmektedir. Çok eskilerde ilimizde Ramazan ayında hayal perdelerinin kurulduğu karagöz oynatıldığı, dışarıdan gelen cambaz ve kuklaların çok rağbet gördüğü anlatılmaktadır. On bir ayın sultanı Ramazanın içinde olan kadir gecesi ise bin bir aydan hayırlıdır diye anılmaktadır. Bu gece yapılan ibadetlerin kabul olunacağı inancı yaygındır. Sağlığı iyi olan insanlar sabaha kadar namaz kılar, dua eder, kuran okurlar. Dileyen bu gece mevlit okutur, dileyen camide veya evde televizyondan mevlit dinler. Günahların affolunacağından dolayı tövbe alınır.

Bolu ilimizde üç aylardaki ilk kandil günü lokum ve bulama yapılarak komşulara dağıtılır. En az yedi komşuya dağıtılması gerekmektedir. Eski Ramazanlarda bu gelenek lokma yerine gözleme dağıtma şeklinde sürdürülmekte imiş. Sahurda özellikle keşli cevizli makarna yenilmektedir. Bu Bolu'ya özgü bir yemek çeşididir. Evde kesilip kurutulan makarna suda haşlandıktan sonra üzerine tereyağı keş ve ceviz ilave edilerek yenilmektedir. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. Köylerde "Hoca nöbeti" yapılmaktadır. Ramazan süresince her akşam köyün hocası bir eve iftara davet edilir ve ev sahibinin komşuları ile birlikte oruç açtırılır. Ramazanın simgesi haline gelmiş olan davulcular on beşinci günde ve bayramın ilk gününde kapı kapı dolaşarak bahşiş toplarlar. Bayram sabahı davulcular yöresel kıyafetlerle ve yöresel müzik eşliğinde dolaşırlar. Yöremizde davulcuların söylediği manilerden birkaç örnek verebiliriz.
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:17 AM   #19 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Bolu Mutfağı

Bolu ili yemek yapmaya meslek edinmiş kişiler ile ünlüdür. Mengen'den yetişen aşçıların tarihi, padişah mutfağına kadar dayanmaktadır. Atatürk'ün aşçısı da Mengenlidir. Mengenli ustalar günümüzde bizim memleketimizde olduğu kadar diğer ülkelerde de tanınmaktadır. Her yıl yapılan Mengen Aşçılar Festivali İlimizin kültür ve Turizme katkısı açısından büyük önem taşımaktadır.

Yöremizde genellikle mutfak, yemek ve oturmak amacıyla kullanılmaktadır. Evlerin yapımında mutfağın geniş olmasına ayrıca özen gösterilmektedir. Köylerde hemen hemen her evin bahçesinde toprak veya tuğladan yapılmış fırın bulunmaktadır. Odun ateşinde fırında pişen hamurun veya yemeğin lezzeti oldukça farklıdır. Yöremizde düğünler "ekmek atımı" denilen gözleme dağıtımıyla başlamaktadır. Okuyucu düğün için gezerken her eve gözleme bırakır. Bu gelenek kız istemeye giderken de uygulanmaktadır. Ancak zamanla bu kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerimiz arasına girmiştir. Düğün yemekleri komşuların bir araya gelmesi suretiyle yapılır. Yayla Çorbası, yaprak dolması, et yemeği, hoşaf, börek, baklava düğün yemekleri arasında yer alır. Ayrıca kedi batmazı, paşa pilavı, cevizli çörek, yoğurtlu bakla çorbası, kabaklı gözleme, katık keş yöreye özgün yiyeceklerdir. Mudurnu'nun saray helvası yurt çapında ün yapmış bir kuru tatlı çeşididir.

Bolu Mutfağına Özgü Yemekler :

ÜZÜMLÜ KABAK HOŞAFI: Tatlı kabak soyulur, kare kare doğranır. Kuru üzüm bir başka kapta yıkanıp pişirilir. Kabaklar kaynar suya atılır, üstüne şeker ekilir. Kaynayınca kapatılır.

MÜŞÜR HOŞAFI: İlk baharda bahçelerde yetişen gavur mancarı denilen bir otla pişirilir. Her derde devadır.

COŞ: Pancarlar temizlenir kabukları ile iyice pişirilir. 3-4 saat kaynadıktan sonra kabukları soyulur, çok küçük parçalara ayrılır, ekşi olsun diye içine pestil veya erik kurusu (buruş) katılarak su ilave edilir. 1-2 saat pişirilir. Soğuyunca kış günlerinde özellikle makarna, pilavla servis yapılır.

KATIK - KEŞ: Kaynamış yağlı sütten yoğurt çalınır. Yoğurt bir bez torbaya konulup ağaca asılır bir süre süzdürülür. Daha sonra tuzla yoğrularak özleştirilir. Biraz çörek otu koyulur, yuvarlak şekil verilerek yaylada gölgede kurutulur.

SU BÖREĞİ: Unun içine 3-4 yumurta kırılır, tuz ve su ile yoğrulur. Ufak ufak pazıları kalınca yazılır. Kare kare kesip kaynamış tuzlu suyun içine atılır. Hemen sonra soğuk suya batırılır. Tepsiye döşeyip arasına yağ sürülür, yarıya geldiğinde katık - keş maydonozla yapılan iç dökülür. Ocakta pişirilir.

GIRMA BÖREK: Yufkanın içine kaymak, patates, soğan, nane, maydanoz konulup yuvarlanır üzeri yağlanıp pişirilir.

KABAKLI GÖZLEME: Kat kat açılan gözlemelerin arasına kabak ve şeker kavrulup sürülür ve üstüne döşenir, üzeri yağlanıp kalbura bastırılır. Şekil verdikten sonra pişirilir, kaymakla yenir.

KÜLLÜ ÇÖREK (Kömme): Un, tuz, karbonat yoğrulur. Ekmek gibi yapılıp külün içine gömülür. Kabarınca piştiği anlaşılır. Özelliği ocakta az ateşli külde pişirilmesidir.

SAKIZ BAKLA ÇORBASI: Bir tencerede kaynayan suyun içine ufak bir soğan çırpılır. Baklalar kırılıp yıkandıktan sonra tencereye atılır, pişirilir. İçine un, yoğurt, bir yumurta, tuz karıştırılır. İyice piştikten sonra yağ kızdırılıp dökülür.

OVMAÇ ÇORBASI: Yağ, soğan, kıyma, salça kavrulur üzerine su koyulur kaynatılır. İçine diğer tarafta hazırlanan yumurta ve un karışımı avuç içinde parçalanıp tencereye atılır. Pişmesine yakın maydanoz koyulur.

YAYLA ÇORBASI: Bir tencerede tuzlu su kaynatılır. Ayıklanmış pirinç suyun içine atılır. Başka bir tencerede pişirilmiş nohut ilave edilir. Ayrıca tabakta bir bardak un, iki kaşık yoğurt, bir yumurta karıştırılıp çorbanın içine katılır. Piştikten sonra tereyağı kızartılıp üzerine dökülür.

KAŞIK SAPI: Un, tuz, su, bir yumurta hamur yapılır. Büyükçe bir yufka açılır. Küçük kareler şeklinde kesilir ve iki ucu birbirine yapıştırılır. Kaynamış suyun içine bir tencereye pişirildikten sonra süzülür. Tepsiye alınır. Üzerine keş ceviz tereyağı kızdırılıp dökülür.

PALİZE: Nişasta suyun içine karıştırılır. Şeker ile birlikte kısa bir süre pişirilir. Muhallebiden farkı sütsüz olmasıdır.

MANTAR YEMEĞİ: Yöremizde tespit edilen mantar türleri oldukça fazladır. Mantarlar soğan, maydanoz ve tereyağ'la pişirilir. Yöremizde en çok görülen çeşitler Akkulak, Karakulak, Et kulağı, Malgadun, Cincile, Gövenek, Sütliyen, Gelincik, Kedi tırnağı, Obalan, Kanlıca, Söbelen, Saçaklı dır.

PAŞA PİLAVI: Haşlanmış patatesin kabukları soyulup doğranır. İçine bir iki tane haşlanmış yumurta, soğan, maydanoz, baharat, yağ, limon koyulup karıştırılır.

MENGEN PİLAVI: Haşlanmış pirinçler tuzlu suda bekletildikten sonra tencerede yağ, soğan ve et kızdırılır. Biraz su ile pişirildikten sonra pirinç, şeker, tuz, biber ilave edilir. Piştikten sonra üzerine tekrar yağ gezdirilip, kekik , dereotu ve ceviz ile tatlandırılır.

KEDİ BATMAZ: Yemek niyetine yenilen tatlılardandır. Tencerede tuzlu su kaynatılır. İçine küçük hamur parçaları atılıp pişirilir, suyu süzülünce üzerine tereyağı eritilir, ceviz ve pekmez dökülerek yenilir.

SARAY HELVASI (Depme Helva): Un yağda kavrularak miyale haline getirilir. Şeker suda kaynatılır. Daha sonra elde çekiştirilerek liflenmesi sağlanır. Biraz dinlendikten sonra tepsiye tepilir. Un ve şeker iyice karıştırılarak yedirilmelidir. Tepsiye tepilen tatlı baklava gibi kesilerek servis yapılır. Kış gecelerinde insanların birikme dedikleri sohbet toplantılarında yapılan bir tatlıdır.

FINDIK ŞEKERİ: Dağ fındığı çevirme ile kaplanır. Çevirme şekerin eritildikten sonra mermerin üzerine dökülüp karıştırılarak beyazlanması şeklinde elde edilir. Kazanda bu malzemenin içine atılan fındıklar çevrile çevrile beyaz renkli fındık şekeri haline getirilir.
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-17-2006, 09:19 AM   #20 (permalink)
Administrator
 
**zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2002
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 27.105
Tecrübe Puanı: 81 **zerd@** isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
**zerd@** - İCQ üzeri Mesaj gönder
Çankırı Gelenek ve Görenekleri

Çankırı'nın merkez ilçesi dahil, köy ve kasabalarında Türk Milli Kültürü yaşatılmakta olup köy ve kasabalarında genel olarak "kapalı toplum" özelliği görülmektedir.
Öyle ki Çankırı köylerinde halen köy odaları bulunmakta, geleneksel Türk misafirperverliği*nin en güzel örnekleri bu köy odalarında sergilenmektedir. Düğünlerde, bayramlarda ve benzeri milli günlerde halkın birbirle*ri ile olan münasebetleri, yıkılmamış bir milli dayanışmanın ender örneklerinden olmaktadır.
Büyüklere saygı, küçüklere şefkat ve sevgi yanında sosyal yardımlaşma halen yaşanmaktadır. Bu durum, Çankırı'ya gelip de uzun bir süre yaşayan yabancıları dahi hemen etkisi altına almakta, onları da gelenek ve göreneklere tabi kılmaktadır.
Bu bölümde Çankırı kültürel hayatının önemli unsurları folklor, düğünler, sünnet, yaran, el sanatları, mutfak ve belirli günler başlıkları altında verilmiştir.


Çankırı Düğünleri
Günümüz Çankırı'sında köy ve kasabalarında çok önemli değişikliklere uğratılmamış düğün adetleri hakkında derli toplu bilgileri Merhum Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok'un, 1930, 1931, 1932 yıllarında Çankırı'da neşredilmiş ve Duygu Gazetelerindeki tefrika edilmiş yazılarından öğrenebilmekteyiz.Bu kaynaktan öğrendiklerimizi, günümüz Çankırı'sında yaşayan düğün adetlerinin şekli ile yer yer mukayese ederek sunacağız. Aslında elli sene önce kaydedilen düğün adetleri ile bugünün Çankırı'sında yaşayan adetler, genel hatları ile birbirlerinin aynısıdır. Lakin, bilhassa para yönü ağır basan ve aşırı masrafı gerektiren motiflerin, zaruri olarak terkedilmiş olduğu da bir gerçektir. Düğünlerde İlk Teşebbüs:
Evlenme çağına gelen Çankırılı delikanlının anası, oğlu için aradığı münasip gelin adayını bulunca, bu durumu kocasına iletir. Bugün de aynı durum geçerli olmakla birlikte, daha çok oğlan bulduğu kızı anasına, anası da kocasına anlatmak*tadır. Bunun üzerine, kızın kendisi ve ailesi hakkında lüzumlu araştırmalar yapılır, bilgiler toplanır. Kız, yapılan araştırmalar neticesinde ahlaken, bilgi ve beceriklilik bakımından müna*sip görülürse dünürlüğe karar verilir. Köy ve kasabalarda bu durum geçerli ise de, şehir merkezinde kız ve oğlanın tanışarak anlaşarak evlenmelerine daha sık ratlanmaktadır.
Daha sonra, araya bir aracı konarak kızın anasına haber verilir. Kız anası da kocasına söyler, ağabeyi varsa onun da görüşü alınır, durum oğlan tarafına haber verilir. Bunun üzerine, kız tarafı ilk olarak normal bir masrafla alınabilecek takı ve eşyaların listesini oğlan tarafına duyurur. Eskiden bu listede beş adet beşibiyerde kulplu altın, iki çift elmas küpe, iki elmas yüz*ük, iki elmas iğne, iki çift gümüş nalin, iki gümüş kemer, iki kaftan, iki Bağdat dokuması ipek çarşaf, iki hamam takımı, iki çift potin kalüş yer almakta idiyse de, bugün bunların çoğu istenmemektedir. İstenilenler sadece nişan yüzüğü, bilezik ve kolye ile altın zincir gibi takılar ve eş*yalar olmaktadır. Diğer istekler, daha sonra belirlenmektedir. İstekler, oğlanın ailesi tarafından da ka*bul edilmişse söz kesilmiş demektir.

Nişan Töreni:
Oğlan evi tarafından kabul edilerek alınan eşya ve takılar, kız evine gönderildikten sonra bir Cuma günü nişan yapılır.
Nişan günü, oğlan tarafının kadın ve kızları ile bir de defci davet edilir. Defci çalma*ğa başlar. Her iki tarafın davet edilen kadınları oyun ve eğlencelerini birkaç saat kadar sürdür*dükten sonra, ortaya bir kat elbiselik kumaş serilir. Bu kumaş, oğlan evi tarafından getirilen ziynet eşyaları ile birlikte, gelin kıza elbiselik olarak getirilmiştir.
Gelin olacak kız içeriye girince, elebaşılık eden kadınlar "Allah aşkına maşallah deyiniz, nazar değmesin" diye ihtarda bulunurlar. Gelin kız, yerde serili kumaşın üzerine gelip ayakta durur. Getirilen yüzük parmağına takılır. Diğer mücevherler de elbisesi üzerine iliştirilir.
Bunlardan sonra gelin kız, önce oğlan tarafının (annesinden başlamak üzere) ellerini öper. El öpme sırasında, getirilen özel hediyeler de takılır.
Şimdi ise (daha çok şehir merkezinde) bu nişan merasimi, oğlan ile kızın, davet edilen her iki taraf akrabaları huzurunda ve kız evinde, birbirine kırmızı bir kurdele ile bağlamış nişan yüzüklerinin, hatırı sayılır bir akraba veya eş-dost tarafından takılması şeklinde yerine getirilmektedir. Nişan merasimindeki eğlence ve hediye vermeler de, bu esnada yapılmaktadır.

Şerbet İçilmesi:
Genelde kısmi değişikliğe uğramasına rağmen, şerbet içilmesi de şu şekilde olur: Kadınlar tarafından nişan töreni yapılmadan bir iki gün evvel ailenin durumuna göre erkekler tarafından da tören yapılır. Törende dualar okunur ve şerbetler içilir. Şerbet içme adeti sadece kadınlar arasında ya*pılmaktadır ve özellikle "darısı başına olsun" dilekleriyle, genç kızlara içirilmektedir.
Kadın ve erkekler arasında bu şekilde nişan töreni tamamlandıktan sonra, kız oğlan tarafına geçmiş sayılırdı ve bugünden başlamak üzere oğlan anasına gelinlik etmeğe başlardı. Gelinlik etmekten maksat, gelin olan kızın kaynana ve kayın babasına katiyyen yüksek sesle söz söylememesidir. Mecburi bir durum olursa, çok hafif bir sesle konuşabilmesiydi.
Gelin kız her nerede oğlan tarafından bir kadınla karşılaşsa, onların ellerini öper. Yan*larında hiç kimseyle konuşup eğlenemez... Aksi takdirde, gelin hakkında hiçte hoş olmayan dedikodular bir anda yaygınlaşır. Ancak, gelinlik etme adeti günümüz Çankırı'sında genellikle kasaba ve köylerinde bu şekildedir. Merkezde ise gelin kızlar sözlüsü veya nişanlısı ile el ele-kol kola gezebilmekte, eğlenebilmektedir.
__________________





**zerd@** isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may değil post new threads
You may değil post replies
You may değil post attachments
You may değil edit your posts

vB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:46 AM.


Telif Hakları vBulletin v3.6.8 © 2000-2008, ve Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Aşk Şiirleri | Güzel Sözler | Lazer Epilasyon | Gazeteler | Yeni yıl mesajları | Aşk Şiirleri | Puzzle | Aşk

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.2.0 © 2008, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66